Kahvaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kahvaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2013 Pazartesi

Merhaba


Uzun zaman oldu yazamayalı.

Eve transfer oldum.


Paralel kanatlar



Sebebi yeni bir misafirimizin yolda olması. İzne ayrılmadan önce iş yerinde işlerimi toparlamak istedim. Ve bu süreçte pek bloguma ve bloglara pek vakit ayıramadım. Sanırım iş yetiştirme sebebiyle yaşadığım stres sebebiyle sonrasında da bir takım sağlık sorunları yaşadım.
Şimdi daha iyiyim elhamdülillah.




İzne ayrılınca yapacağımı düşündüğüm ne hayallerim vardı. Doktor istirahat tavsiye edince evden bile çıkamadım. Dışarıda pırıl pırıl güneş var fakat sen çıkamıyorsun. Zor..


Misafirimizin vaktinden önce gelmemesi dileğimiz fakat geldiği zaman zaten vakti gelmiş olacak değil mi? Hayırlısı inşallah..



Pazar sabahı Dolmabahçe sahilinde aldık soluğu. Çok da iyi geldi doğrusu. Benim gibi gezenti bir şirinin uzun süre evde kalması çok ciddi bir sıkıntı. Adam da şirinlik mirinlik kalmıyor.



8 Ocak 2013 Salı

Kahvaltıda deniz var


Geçenlerde.. yok baya geçti 30 eylülde (ben de oğlum gibi geçmiş zamana dair ne kadar geçtiğine bakmadan 'geçenlerde' demeye mi başladım ne!) canım olan bir arkadaşım eşi ve minik kızıyla bize kahvaltıya gelmişti. İşte daha önce onlarda yaptığımız bir kahvaltı >>



Pancakelerim nasıl olmuş??



Bu deniz temalı masanın da bir hikayesi var aslında. Şöyle ki; başka bir arkadaşıma geciktirdiğim doğum günü için bir süpriz hazırlamıştım ki bir ara bundan da bahsetmek isterim. Kocaman bir kutu hazırladım. İçine de gömlekten, çoraba, çamaşırdan, takıya birşeyler koydum. Hah işte o kutuya şuan masamda gördüğünüz birkaç ufak parçadan da eklemiştim.

Onları öyle çok sevdim ki bir kaç gün sonra gidip kendime de aldım. Sonra birkaç ilave yaptım. Ve şimdi deniz temalı bir sofra kurabilecek malzelerim olmuş oldu.


11 Ekim 2012 Perşembe

Antikköy'de Kahvaltı


Hani şu herkesin gittiği 'köy' var ya, işte oraya biz de gittik.


Haftasonu Edirne'ye TEM'den giderken yol üstü sayılabileceği için burada kahvaltı molası verdik.


Kahvaltısı için; çok kötü değildi fakat bir özelliği de yoktu diyebileceğim bir yer. Mesela gözleme gibi bazlama gibi köy mahsulleri olabilirdi. Yeşillikler, taze biber olsaydı çok iyi olurdu. Sadece orjinal olarak bizim lokma dediğimiz eşimin pişi dediği hamur kızartmasından vardı ve çok hoştu.

Biz çocuk parkına yakın oturduk. Karnı doyan minik direkt soluğu orda aldı zira.


Ortamı güzel yapmışlar. Hamaklar, yer sofraları...


Keşkek de pişiyordu.





Çocuklar için güzel bir yer.


Hayvanlar da var, fakat kafeslerde. Bir tek bu kaz-ördek ailesi kendileri için yapılmış havuzda geniş geniş salınıyorlardı. Gerçi onun da etrafı tellerle kapalı.

Gidilmeye değer bizce.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Kahvaltı sırası bendeydi

Oğlumun arkadaşları ve onların anneleri ile güzel bir cumartesi sabahı geçirdik.

Gelmelerini çok istediğim ama uzak semtlerde oluşumuz sebebiyle ya da programları değiştiği için gelemeyenler olsa da kalan sağlar bizimdir psikolojisiyle şenlendik.





Üç deli oğlan ve iki hanım efendi ile şenlendi evimiz. Hanfendilerden biri geç teşrif etse de eksik kalmadığına şükrettik.


 Oğlumun arkadaşları için hazırladığı sofra:


Ah bir de annesi arkadaşları için hazırladığı minik hediyeleri vermeyi unutmasaydı..


Hoş bu unutkan şahıs hediye götürmesi gereken yerlere (doğum, yeni ev gibi) bile giderken koca paketi -unutmasın diye koyduğu- kapının önünde unutur da öyle çıkar evden. Gittiği yerde de ahlar vahlar ama ne fayda...


İşte şimdi de aynı söz dilde: "Başka sefere..."

30 Nisan 2012 Pazartesi

Aya Yorgi Günü


23 tatilinde hava da güzel olunca Büyükada'ya gidelim dedik. Nerden bilelim o günün Rumların adak günü olduğunu.

Pastaneden börek, simit; marketten peynir, bal aldık. Evden de zeytin getirmiştik. Oturduk sahildeki çay bahçesine kahvaltımızı yaptık. Sonra daldık adanın derinliklerine. Tabi öncesinde meydandaki kalabalığ yarıp geçmemiz gerekiyordu.



Adanın zirvesindeki Aya Yorgi klisesine 23 nisanda ya da 24 eylülde hiç konuşmadan çıkan hristiyanlar hacı oluyorlarmış. Ya da yarı hacı, işte neyse.


Biz Aya Yorgi'ye kadar değil ama tarihi Rum yetimhanesine kadar çıktık. Ee çeyrek hacı olmuşuzdur herhalde.


Yetimhane dünyanın en büyük ahşap yapısıymış. Şuanda harebe görünümünde. Bahçesinde kuzular otluyor. Kapısında yaşlı bir teyze vardı, ziyarete gelenlerden. Bu yetimhanede 6 sene kalmış.



Daha yukarıya çıkmaya gücümüz yetmedi. Yürüyerek bu kadar bile yukarı daha önce hiç çıkmamıştım.



 Bisiklet kiralamak da vardı niyetimizde fakat bu yorgunluk bize yetti. Tekrar sahile inip dinlendikten sonra o kalabalığa girmeyi pek gözümüz yemedi açıkcası. Bir daha ki sefere bıraktık adanın yeryer çiçek yer yer at kokulu sokaklarında bisikletle gezinme hevesimizi.
Atların ve ürettiklerinin kokusu şu mevsimde çok rahatsız etmiyor da yazın pek bi fena oluyor.


Defalarca adaya gittim, hiç o günkü kadar kalabalık görmedim. Tatil de olsa haftasonu olmadığı için 23 nisanda daha rahat olur diye tahmin ediyorduk. Fakat tam tersi çıktı. Fayton kuyruğu iskelenin girişine kadar devam ediyordu. Pişman değiliz tabi ki, farklı bir tecrübe oldu.

Çeşitli niyetleri için çeşitli renklerde mum alanlar, kurdela alanlar... Gelenlerin belki de yarısı ya da daha fazlası müslümandı tabi ki. Hristiyanların mübarek günü kutluyorum, din kardeşlerime de Allah'tan hidayet diliyorum :))





























Yandan çarklı ada vapuruyla dönüşte uyku gözümden akıyordu ama enerjisi asla tükenmeyen insan yavrusuyla seyahatte uyumak  ne mümkün. Kendisi adada dolanırken babasının kucağında mis gibi uyuduğu için vapurda bir dakka durmadı.

27 Nisan 2012 Cuma

Küçüksu Kasrı


İşlerin yoğunluğundan geçen haftasonu yaptıklarımızı yeni haftasonu gelirken yazabiliyorum.



 Küçüksu Kasrı'nın yan tarafında, adeta denizin içindeki bir balkonda kahvaltı yapabiliyorsunuz. Üstelik menü de hiç fena sayılmaz. Maslak Kasrından sonra bize güzel geldi :)


Manzara şahane. Hava da serindi. Bunalmadan ferah ferah kahvaltı yapabildik.


Sonra da müze olan kasrı gezdik. Sultan Abdulmecid tarafından yaptırıldığını, kalmak için yaptırılmadığından içinde yatak odası olmadığını sadece istirahat edilebildiğini daha sonra Dolmabahçe'ye geçildiğini öğrendik. Cumhuriyet dönemide Atatürk ve sanırım Celal Bayar tarafından da kullanılmış.

19 Nisan 2012 Perşembe

Fatih Çeşmesi

Havalar ilk ısınmaya başladığında gitmiştik Fatih Çeşmesine.
Ormanda kahvaltı yapmak çok güzel oldu. Aslında evden malzemeleri alıp kendi kafamıza göre takılmak daha güzel olurdu herhalde, fakat bizim gibi hazırlıksızlar için gayet güzel bir mesire alanı burası.



Kahvaltısı 'idare eder' di. Miniğim için çok güzel oldu. Dolana dolana az az yedi.


Köpekten korktu.

Kedinin burnun dibine girdi.

Taşları topladı. Koştu koştu. Kışın içerde kalmanın acısını çırattı adeta.

Tavsiye edilir.

12 Nisan 2012 Perşembe

Garipçe


Çoook sıcaktı. Yanımıza şapka almayınca inşaat içlerinin formülü imdaada yetişti.



Hızını alamayıp bir iki defa denize girse de bir kaza olmadan günü tamamladık.

Çok kalabalıktı. Ya sabah çok erken ya da öğlene doğru 12-1 gibi gidilmeli.
En son iki sene önce gitmiştik Garipçe'ye. Her popüler olan yer gibi bozulduğunu gördük. Kahvaltısı da daha lezzetliydi.



Manzara çok güzel.
Leyleklerin göç mevsimi. Leyleği havada görmek için bulunmaz fırsat. Ve biz gördüüük...


Deniz kenarı kirli de olsa, plajda kahvaltı yapmak çok eğlenceli. Uzaklara doğru bakınca sorun yok. Oralarda deniz temiz ya da gözümüz keskin değil.

9 Nisan 2012 Pazartesi

İstanbul'da Lale Devri..




İstanbul'da Lale Devri başladı. Lalenin İstanbul'daki en önemli adresi Emirgan.



Nisan sonuna kadar süreceğe benziyor, zira açmamış da çok lale vardı. Sanırım en güzel önümüzdeki haftasonu olacak.



Tabi kalabalığı da hesaba katıp evden erken çıkmak gerek.
Cumartesi gittik herhalde pazar daha da kalabalık olmuştur. Haftasonu sıcaklığı yaz sıcağında nasıl kavrulduğumuzu hatırlattı. Ve bu yaz için korkuttu.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Pazar pazar Sultanahmet

Pazar sabah erkenden uyanınca dışarı çıkalım bari dedik.




Tıfılcan'ın uzun zamandır IKEA isteği vardı. Ee hadi gidelim dedik. Ama beyfendinin hazırlanıp çıkması oyun oynamaktan dolayı fazla uzun sürdüğü için her zaman ki gibi geç kaldık. Hava da öyle güzeldi ki iğrenç bir alışveriş merkezinde ziyan edilmemeliydi. Oğluşa "evde çok oyalanınca geç kaldık orda kahvaltı erken bitiyor. Hem hava da çok güzel açık hava bir yerlere gidelim." şeklinde bir izahat yapıp rotayı boğaza çevirdik.
Ortaköy - Bebek tarafına bir gidelim hele, bir yer buluruz diye düşünüyorduk kiii, Aksaray'da 'Sultanahmet' tabelasını görünce ani bir kararla kendimizi Sultanahmet'te bulduk.

Eşimin bildiği yeri uzun uzun aradık. Meğer o 'bildiği' yer kapanmış :) Bir yurt dışı seyahatinde ancak bu kadar yürünürdü. O heyecanı turistik bir yerde tattırmış oldu gene bize. Kendisinin yanlış yollara girdiğinde ya da toplu taşımada hatalı bir tercih yapması sonucu boşuboşuna yol yürüdüğümüzde söylediği gibi: "Bir şehri en iyi yürüyerek keşfedebilirsiniz.."

Dolana dolana meydandaki Fatih Belediyesinin sosyal tesisinin bir masasına yerleştik. Kesinlikle tavsiye ederim. Meydan ve cami manzarası.. daha ne olsun. Menüsü de gayet güzel. Fiyatları da iyi.



Hoplandı zıplandı.
Kediler, kuşlar kovalandı.
Duvarların tepesinden yüründü.
Sonunda bitap düşüldü ve dönüş yolunda babanın kucağında uyuyakalındı.



Pazar sabahı 11'de Sultanahmet çok daha güzelmiş. Tenha..

Geçen hafta ki yoğun kardan sonra bu haftasonunun bahar tanında geçmesi ne güzel geldi.

Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...