Doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2013 Pazartesi

4 oldu / YEŞİL Parti


Benim miniğim önce ki haftasonu tam 4 yaşında oldu.

Nasıl oldu, nasıl geçti 4 koca sene inanılır gibi değil ama karşımda dikine uzun, bazen ergen tavırlar takınan sarı bir velet duruyor. Kendisine 'artık tam abi oldum' diyor.

İlk 4 senenin ruhsal embriyo dönemi olduğunu düşünürsek; oğlum yeni doğdu. (Ay şimdi kırkı çıkınca bir mevlüt mü okutcaz :P)

İşte bu sebepten bu doğum günü bizim için çok önemliydi.
Bizim odamızdaki yatağından kendi yatağına transfer olacağını bu partiye bağlamıştık. Aylar evvel ara ara söylediğim: "sen 4 yaşına geldiğinde doğum gününü kutlayacağız. Arkadaşların gelecek, pasta keseceğiz. Sonra odanı biraz değiştireceğiz. Süsleyeceğiz. Roket şeklindeki gece lambasını alacağız. Ve sen artık odandaki abi yatağında uyuyacaksın." gibi hazırlık cümlelerini hayata geçirmemiz gerekiyordu.

Ama nasıl bir parti olacaktı bu konu hakkında hiç bir fikrim yoktu. Eşimin, annemin, arkadaşlarımın ve dahi babamın dışarda bir yerde toplanalım evde ben yorulmadan bugünü geçiştirelim şeklindeki fikirleri cazip gelse de çocukların evde daha rahat edeceklarine karar verip 5-6 gün önce evde bir parti yapmaya karar verdim.

Şu dönem hiç enerjisi olmayan ben deniz için çok çok kısa bir zaman kalmıştı fakat canım eşim bana yardım eder nasıl olsa. E annem de var. İkram konusunda sıkıntı yaşamam. Gelenler de yabancı mı canım ne olacak diye cahil cesareti giriştik hazırlıklara.

Peki parti konsepti ne olacak? Pastayı kime sipariş vereceğiz? Şeker hamuru da olsun istemiyorum. Peki süsleri nereden bulacağım... Diye başladı kafa yorgunluğu..

Parti teması diye birşey olmasın dedik. Yok uçak, yok araba değil.... Bu parti yeşil olacak arkadaş dedik. Zira oğlumun en sevdiği renk yeşil. Bulaşık fırçası alacağım ben kırmızı alıyorum oğlum: "anne lütfen yeşil alalım" diyor. öyle yeşil hastası bir çocuk.

IKEA'dan yeşil tabak, bardak ve peçeteleri alarak işe başladık. İnternetten yeşil fener seti, çatal, masa örtüsü gibi detayları sipariş verdim ertesi gün elime ulaştı. Parti paketi.




Hafta içi birkaç gün iş çıkışı ve dahi öğle arasında birkaç defa AVM turu yapmak zorunda kaldım. Oğlum için yeşil kıyafet aradım. Aslında istediğim yeşil papyon ve yeşil pantolon askısı almaktı. Beyaz gömlekle çok yakışacaktı. Aradım bulamadım. Arkadaşımın hediyesi olan yeşil gömlek ile idare ettik. Vakit olsaydı kumaş alıp kendim dikerdim, ama malesef...

Partimiz pazar günü olacak, ve biz cumartesi sabahı Eminönü'ndeydik. Cupcake kalıpları,  minik yeşil pasta şekerleri, yeşil badem şekeri, fıstık şekeri, şekerci kavanozları, misafirlerimiz için minik hediyeleri sunmak için minik poşetler, yeşil tül, kurdelalar, vs. almak için Eminönü'nünden başka bir yer biliyor musunuz?

Tavana pelur kağıttan süsler yaptık. Kağıtları Derpa kırtasiyenin Güneşlideki mağazasından aldık. Ponponların yapılışını şuradan öğrendik. Bizim bey de bu ponponları yapmalara doyamadı doğrusu.

İki tonda aldığım yeşil balonları dedemiz şişirdi. Ve parti sonunda oğlanlar hepsini çatallarla tek tek patlattı. Bence çok eğlenceli bir aktivite olan bu gösteri bazı koca adamları çok korkuttu:) Aa bir de 2 yaşındaki minik Zeynep'i. Gerçi o pastadaki mumlardan da korkuyordu.

Bütün hafta geç yatıp erken kalkmaktan ve İstanbul'u arşınlamaktan bitap düştüğüm için parti günü çok çok yorgundum. Bu partinin bütün detaylarının fotoğraflarını çekememişim. Ah şöyle profesyonel bir makinem olsaydı ve ben de eğitilmiş olsaydım ne çok malzeme vardı. Gerçi o halde bile çekebilir miydim şüpheliyim. Zira hakkaten kolum kalkmıyordu. Bir daha ki sefere bol fotograf çekerim bile diyemiyorum. Çocukların çıldırdıkları anları çekip, o pon pon süslerin geldiği son noktayı sizlerle paylaşmak isterdim. Fakat halsizlikten elim makineye hiç gitmedi. Masadan kalkmak dahi istemedim. Beni bırakın ben patates salatamı yiyeyim modundaydım.





Gelelim menüye:
Pastamızı Merhaba'ya  yaptırdık. Çok lezzetliydi doğrusu. Oğlumun yeşil aşkına istinaden cupcakelerinin de yeşil olması gerektiğini düşünüp ıspanaklı kek yaptım. Üzerindeki süsü ise hiç de hayal ettiğim gibi olmadı. Yine de yeşil şekerler iyi gitti.

Etimek tatlısını yeşillendirmek için üzerine antep fıstığı serptim. Yeşil şekerlerle de 4 yazdım.

Patates salatası da yeşilimsidir malum. Pazı salatası tabi ki yeşil.

Yaprak sarması yeşil. Suböreğinin içindeki maydanozlar yeşil. Arkadaşımın yaptığı minnak poğaçaların çevresinde bol maydanoz var, maksat yeşillik olsun. Şekerci kavanozlarımız da ise yeşil makaronlar olabilirdi olmayınca, acıbadem kurabiyeleri, bezeler yeşil olmadı ama diğer ikisinde yeşil badem şekeri ve fıstık ezmesi yeşilin dibine vurdu. Ah bir de diğer arkadaşım o lezzetli içli köftelerinin bulguruna yeşil gıda boyası koysaydı  :-S İğrenç olurdu dimi?

Gelelim parti sonrası vaziyete: o akşam oğlumun odasına yeşil raflar taktık. -Tabi ki YEŞİL- Daha önce alıp 'Odana taşınmadan önce duvarlarına yapıştırırız' dediğim stickerları yapıştırdık. Roket gece lambasını yaktık. Ve oğlum artık odasında uyuyor. Elhamdülillah şimdilik iyi gidiyor. İnşallah hiç bozulmaz ki çok duyuyoruz 'başta odasını çok seviyordu sonra yine bizimle uyumak istedi' hikayeleri...



4 yaş bizim için başka başlangıçların da miladı olabilir. Sinemaya gitmek gibi, ya da evde film gecesi düzenlemek gibi. Belki yüzmeye başlar. Belki de bir gece bizden ayrı kalabilir. Sonrasında yazın birkaç hafta olabilir bu süre. Bunu bilmiyorum. Sadece olabilir diyorum.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Organizatör Şirin



Bütün organizasyon bana ait değil tamam, ama fikir benim. İkna sürecinden sonra ki aşama çok kısa bir süre olduğu için elimizden gelenin en iyisini yaptık.

Bundan sonra çalışacağım alan organizatörlük olduğu için uygun ücrete her türlü organizasyon işiniz şirinAnne tarafından itinayla yapılır diye bir reklam arası da vereyim. :)))

Can arkadaşımın can oğlunun 4. yaş günü için evlerinin yakınındaki parkı süsledik. Konukların yaş ortalaması 60 :) olsa da (45 diyelim) eğlenceli bir parti oldu.



Bir masayı çok süsledik ki bu masaya mamalarımızı yerleştirdik. Pastamız için ortayı boş tuttuk. Resimdeki masada kısır ve patates salatamız eksik. Aman çok az çeşit varmış denmesin :P
Masanın sağ başındaki poşetlenmiş kurabiyeler de hiç fark edilmiyor. Uçak şeklindeler halbuki. Sanırım artık fark ettiniz :)
İki masayı da rezerve ettik. Bunlar da konuklar içindi fakat dedeler yerde oturmayı tercih etti :))




Pastası harikaydı. Çocuklar şeker hamurunu yeme konusunda abartmasınlar diye bir ıssırık alıp "Öğğ bu çok iğrenç" diyip midem bulanmış gibi yaptım. Ki çok da beğenilecek birşey değil malum.
Sonra "ben bunu yiyemiycem karıncalar yesin" deyip ağacın dibine koydum.
İşe yaradı çocuklar da yemedi fakat olan pastaya oldu. Dilimlemenin akabinde Pepee dahil bütün pasta ekibi kendini ağacın dibinde buldu. Belki doğum günü çocuğunun annesi onları bir sonra ki seneye de kullanırdı :D Ama bu hayal oldu.



Parti sonunda pasta kutusundan kendine yuva yapmaya kalkan doğum günü çocuğu.

İyi ki doğdun...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bugün benim doğum günüm, kelimeler büyüyor ağzımda...



Aslında dündü. 29 Mayıs şanlı bir gün yani :)
 

 Bunlarda beni mutlandıranlar..

Eksik olmasınlar..


İki cihan saadeti diliyorum kendime.. Ve dostlara..

28 Şubat 2012 Salı

Parti değil particik



Pazar sabah kahvaltıda buluştuk ve öğlen pasta kestik. Telaştan el değmeden süslerimizi filan fotograflayamadım. Ama sabah uyandığında uyku tulumuyla salona girip süslenmiş halini görünce oğlumun sevinç dolu gözleri hep aklımda kalacak. "Anne salona bak salonaa" dedi. O uyanmadan süslemeseydik daha süsleri asmadan bozacağı için erkenden tamamladık bu işi.


İki arkadaşı vardı oğlumun partisinde, biri kankası bir de ona kitaplar okuyan ablası. Onlara ayrı bir masa yaptım ama pek masayla ilgilenmediler. Biz rahat rahat kahvaltı yaparken onlar salonun altını üstüne getirmekle meşgul oldular.
Bir de 1 yaşındaki bebeğimiz vardı. Annesin kucağında.



Adam gibi fotograf çekemediğimiz için sonradan sinir olsam da haklı mazeretimiz vardı. Çocuklar delirmişti. Bir yandan onların peşinden koş bir yandan fotograf çek, pek olmadı.



Öğlen de Merhaba Pastanelerinden sipariş verdiğim fıstık çikolatalı pastamız geldi. Oğlum ve arkadaşları biz pastayı kesene kadar üzerindeki zerzevatı silip süpürdüler bile.



Bir daha evde parti yapmayalım diyorum. Bu sene de aslında bir yer tutmak istedim. Daha çok kişi davet etmek.. Sonra hiiiç içimden gelmedi. Hatta hiç kutlamayalım diye düşündüm. Ama üst üste gittiği doğum günlerinden sonra heveslendiği belliydi minik tavşanın.


Hediyelerini açtı. Kıyafetse hiç bakmadan yere bıraktı. Oyuncak değil ya, niye baksın!

En sonunda da çöpleri topladılar..

Çok alem bunlar..


24 Şubat 2012 Cuma

3. yaşındaki Pazarcı

Dün oğlum bu dünyadaki 3. yılını tamamladı.

Allah oğluma ve herkesin evladına sağlıklı, hayırlı, bereketli bir ömür versin.

İş yerinde uzun uzun yazamıyorum ama haftasonuna ufacık bir parti planlıyorum.

İşte ilk partimiz.

Bu oğlumun doğum haberini verdiğim yazı.

Bu da 1 yaşında iken yazdığım doğum hikayem.

Son olarak bu da 2. yaş günü yazım.





Neler yaptığını, bizi nasıl şaşırttığını, nelere ilgi duyduğunu, nasıl duygusal olduğunu yazmak istiyorum ama birtürlü zamanında başına geçemiyorum bu blogun...

En son haline dair bir fotograf koyup kaçıyorum.
Poşetlere arabalarını, kitaplarını doldurup pazarcı geldiii kitap alcak yok muuu diye dolaşıyor bisikletiyle evin içinde.
Biz doktor mu olcak mühendis mi olcak derken bizim oğlan pazarcı olacak sanırım :)))

18 Ocak 2012 Çarşamba

2012'nin 2. Doğum Günü



Geçen sene doğdu Zeynep bebek.

Anne babası ilk doğum günü için çok özendiler.

Davet etmek istedikleri yakınları çok olunca, evleri çok geniş olmayınca evlerine yakın bir kafeyi ayarladılar. Çok da iyi ettiler.

Zeynep bebek benim en üniversiteden en yakın arkadaşlarımdan birinin kızı olur. Arkadaşımın akrabalarının da bir çoğuyla tanıştığım için hepsini görmek benim için de güzel oldu. En gördüğümde çocuk olanların delikanlı olduklarını görmek yaşlanmışlığın ispatı olsa da. Güzel bir gün geçirdik sayende minik Zeynep.

Benim abi oğlum da çok eğlendi. Hayatının ilk çuval yarışını 6 yaşındaki bir kıza karşı kaybetse de.
Boyama yaptı, hopladı zıpladı. Harmandalı oynadı. Horon tepti.
Çok efendiydi.



Artık nişanında anca böyle bir organizasyon yaparız dese de anne babası, annesinin o kadar süre bekleyemeyeceğini tahmin ediyorum :)


16 Ocak 2012 Pazartesi

O da 1 Seneyi devirdi



Geçen sene doğumuna katıldığım arkadaşımı hatırlarsınız belki. İşte o haber, tıktık
10 gün kadar önce kutladık 1. yaş gününü minik kızımızın.

Ne çabuk büyüyorlar demekten başka bir şey yapamıyoruz akıp giden zamana karşı.

Allah hepsini sağlıklı bir ömür versin.

24 Şubat 2011 Perşembe

2 yaş


2 sene önce dün sabah olmadan 01'de kucağıma almıştım minik bir solucanımı.

Doğumu uzun sürmüştü. Benimle birlikte babası da 2 gün boyunca doğum yapmıştı. Doğum anı geldiğinde sanki ölümle yaşam sırt sırta gibi hissetmiştim.

Doğduğunda ağlayan minik, kucağıma bırakıldığında susmuştu. İnanılır gibi değil.
İlk aylar uzun süren sarılığına az endişelenmemiştik.
Uykusu hep hafif bir oğlandı bu bizim miniğimiz.

Saçlı doğmuştu. Sonra saçları döküldü. Kel kaldı.
Anne sütü morfin etkisi yapar hemen uyurdu. Bir de babasının omuzu.. Ki hala öyledir.

Hamileyken doktorumuz ultrasonda kontrol ederken. "Kocaman ayakları var." demişti. Evet şimdi de kocaman ayakları var.
"İnce uzun bir bebek olacak" demişti. Doğduğunda "hiç de öyle değil" diye düşünsem de şimdi evet ip ince dikine uzun bir oğlan var karşımda. İnce bir beden, koca bir kafa, ufacık bir surat, incecik bir boyun ve kıvırcık saçlar.

Evet dökülen saçlar sonra yeniden çıktı. Uzarken de kıvrım kıvrım oldu. Şimdi o saçlara kıyamıyorum. Hiç kestirmek istemiyorum.

Uyku sorunu hep devam etti. Uykusuzluk bana çok ağır geldi. Gazı da vardı sazı da vardı. Ama hepsi geldi geçti. Deliksiz uyuyacağımız geceleri bekliyoruz bundan gayrı.

Ayak sesinden uyanan miniği 8 aylıkken kendi odasında yatırmaya başladık. Çok rahat uyudu. Bana bu ayrılık zor gelse de o rahat ediyor diye sesimi çıkartmadım.

Sonraları daha sık uyanmaya bazen çok uzun süre uyumamaya başladı. Hep istediğim birlikte yatmaktı ama bunu denediğimde oğluşum ne kendisi uyuyor ne de bizi uyutuyordu. Karar verdim ki kendi yatağında yatsın, sarılıp yatmanın keyfini anlayınca da bizim yanımızda yatar. 1,5 yaşında geri yatağımıza almak istediğimde "sizin yatağınıza almayın siz onla yatın" tavsiyesine uymaya çalıştım. Ama bunu da başaramadım. Şimdilerde kendi yatağında uyutuyoruz gece uyanınca yanımıza alıyoruz. Bu yöntem daha rahat gibi.

Ve 2 yaşla ilgili beklenen en önemli gelişme; anne sütü.
Emmeyle ilgili problemimiz olmadı hamdolsun.
2 yaşına 3 gün kala, biz tatildeyken gündüz pek uyumadığı için emzirmeye fırsat kalmadan kucağımda uyudu kaldı. Ertesi gün havaalanındaydık. Babasının omzunda uyudu. Eve döndüğümüz gün ağladı beni odadan attı babasının kucağında uyudu. Sonraki gece benim kucağımda uyumak istedi. Dün gece tam eski rutinimiz şeklinde uyuyabilecekti ki elini uzattı. Ben 1 aydır söylediğim "annecim sen büyüdün abi oldun. Onu küçük bebekler içer" dedim. Hiç uzatmadı. Eğer ağlasa, ısrar etse vereceğim ama şimdilik öyle bir tavrı yok.
Sanırım süt faslı son buldu. Elhamdülillah!!! Benim de artık eskisi gibi hoşuma gittiği yoktu bu yüzden gayet mutlu olurum eğer sahiden bitmişse.

Hemen hiç TV izlemedi. 5,5- 6 aylıkken ilk kelimesi Allah oldu. Daha sonrasında Allah allah naraları attı durdu. Sonra nanneeleri anneye çevirdi. Baya baya anne der oldu. Babayı çok sonra söyledi. Dede mama.. 'Güzeel' diyordu.
Fakat sonra ne olduysa oldu ve bizim minik sustu. Bilmem neden.
Sonra gene başladı. Fakat eskiden söylediklerini söylemiyordu. Sanki herşeye yeniden başlıyordu.
Ve şimdi kelimeleri çıkartmaya gayret ediyor. Serçe parmaklarını gösterip serçe demeye çalışıyor. Gibi.. Bu süreç neden böyle oldu, nasıl oldu bilmiyorum.

Doktorumuz "bir gelişim geriliği yok. Herşeyi biliyor anlıyor. Kendinden büyük mesela ilkokul çocuklarıyla beraber olsa hemen konuşur" dedi. Şimdilik pek çocuk gördüğü yok. Kendi gibi bebekler dışında. Onların da en güzel konuşanlarının bile ne söylediğini ben anca anlıyorum.

Yürümesi de başka çocukları görerek olmuştu bu da mı öyle olacak bilmem. Ehli keyif bir arkadaş anladığım kadarıyla. Canını pek üzmüyor. anne ve baba diyerek istediği herşeyi anlatıyor. Ne gerek var yorulmaya :)

Oyuncaklarının nasıl oynandığından çok nasıl çalıştığıyla alakalı.
İş makinelerine hasta. Bir inşaat sahasında saatlerce kepçe izleyebilir.

Çok arıza bir çocuk değil benim miniğim. Ama gene de beni bazen uyuz ediyor. (Bu benim şahsımın kendi uyuzluğu da olabilir) Ve ben sabredemiyorum. Allah beni ıslah etsin. Yoksa o, çocukluğunu yapacak, yapsın da!

İşte böyle...

Allah daha nice güzel yaşlar göstersin sana bebeğim.

Bu sene sen 2 yaşını doldururken dünya hararetli günler yaşıyor. Diktatörler gidiyor, yenileri getirilmeye çalışılıyor. Belki daha büyük karışıklıklar çıkacak.. Belki dünya savaşı, Allah korusun.

Allah bütün ana kuzularını korusun ve bütün anaların kuzularını, amin.

4 Şubat 2011 Cuma

Doğum günü yapayım mı?

Nohut Oda'nın süt oğlunun doğum günü resimleri, Pınar'ın kulubesideki doğum günü postları sonrası 'bu sene bizim oğlanın doğum günü kutlamasını es geçelim' fikrim değişmee başladı :)
İmrendim ama gene de zor geliyor.

Bir arkadaşım "Sen geçen sene hazırlanırken bütün enerjini harcadın da ondan böyle hissediyorsun. Ben yap ama daha az çeşit ve uğraş olsun" dedi.

Oğlum 23 Şubatta 2 yaşını dolduruyor inşallah.

Geçen sene arkadaşlarla yiyip içip, eğlenmiştik. Bebecim pek bir şey anlamamıştı. Bu sene anlar. Hatta deli olur :)

Ama gene de kararsızım. Doğum gününden bir hafta önce tatilde olacağız zannederim. Dönünce bakalım halimiz olursa.. diyorum.

Ama yapmalı mı yapmamalı mı? Tecrübeleriniz ışığında tavsiyeleriniz nelerdir?

23 Şubat 2010 Salı

1 seneyi devirdi


Geçen sene tam da bu zamanlarda aldım minik faremi koynuma.


Uzun sürdü bekleyiş...

Ama değdi.


Doğum iznine ayrılalı daha 1 hafta olmuştu. Daha 3 hafta daha evde ense yapacaktım.

Doğum sonrası yorulacağım nasıl olsa şimdi mis gibi ev sefası yapayım diyordum.


O sabah için planımız Eminönü'ne gitmekti. Mevlüt şekeri filan bakacaktık. Daha fazla ağırlaşmadan bakalım istemiştim. Ve eksiklerimiz de vardı.


Sabah kalkınca bir değişiklik olduğunu anlamıştım.

Hiç endişelenmedik sakin sakin kahvaltımızı yaptık. Sonra doktorumuzu aradık. Gelmemizi söyledi.

Duşumu aldım. Eşim markete gitti doğumda abur cubur yiyebilmem için gofret filan aldı.

Hastane çantamızı yeni hazırlamıştım zaten. Abur cuburlarımızı da yerleştirip düştük yollara.

Muayenede doğumun başladığını ama daha vaktimiz olduğunu öğrendik.

Doktorumuz da biz de bu kadar uzun süreceğini düşünmüyorduk. Akşama doğru hastaneye geçtik. Hastane evimize uzak olmasa daha geç de gidebilirdik. Fakat kasılmalar baya baya sancıya dönüşmüş trafikte sıkışmayı göze alamamıştık.

Bebeğim geliyordu erken geliyordu ama bir türlü doğum hızlanmıyordu.

Uzun sürdü, göz yaşları döktüm çok, yemek yemem serbestti ama yiyemiyordum içim almıyordu. Uyku uyuyamıyordum. 2 günün sonunda eşim de ben de çok çok yorulmuştuk.

Doktorum öyle tatlı öyle ilgili ve öyle sabırlıydı ki...

Göz yaşları içinde "Ne olur birşeyler yapın, ama sezaryen yapmayın" diyordum.


En son hatırladığım sahne:

Ben topun üstündeyim, eşim hasta yatağında, el eleyiz gözlerimiz uykusuzluktan yarı açık nefes alıp veriyoruz :))

Sonra doğumhaneye alındık ve 15 dakka da minik böcek doğdu.

O doğar doğmaz herşey, her acı aniden kesildi.

Allahım, bu nasıl birşey. Bu çirkin yaratık mı benim bebeğim.

Allahım, nasıl minik nasıl savunmasız.


Doğum uzun sürdüğü için hemen bir kontrol etti çocuk doktoru. Oğlum ağlıyordu.

Hemen sonra pispis verdiler bana. Üzerime koyduklarında susuverdi miniğim.

Allahım ne güzeldi.

Hemen süt emdi.

Hemen bildik birbirimizi.


Sonra aldılar bebeğimi. Hamam sefasından sonra odamızda buluştuk.

Yanımdaki minik yatağımsı şeyin içinde sanki yokmuş gibi, belki de sanki başka birşey yokmuş gibi..

Öylece uyuyan bişey.

Anne miyim ben...

Hiç öyle değil gibi.

Öyle yorgunum ki..

Eşimse çoktan dalmış. Annemle babam da 9 doğuranlardan.

Annem doktoruma "niye sezaryene almıyorsunuz, ya birşey olursa, niye bu kadar çekiyor" bile demiş. En korktuğum şey.

Doktorum da "sezaryenlik birşeyi yok. O sabrediyor ben de sabrediyorum. Korkmayın" demiş.

Ne hoş bir insan...


O hastane odasını düşününce içimde öyle bir huzur hissediyorum ki.

Öyle bir hafiflik...

Doğumhanedeki oda da, doğumdan sonra kaldığımız oda da hatta oğlumun sarılık yüzünden fototerapi gördüğü sırada kaldığımız oda da aynı manzaraya bakıyordu. Son tecrübemiz içimi burksa da o oda, havası hep huzur veriyor hala düşlerimde.


Gece yarısı 1'de doğan minik solucanı aldık akşam 21 gibi evimize geldik.

Bir garip duyguydu o ilk annelik. Sanki benim değil gibi. Sanki oyuncağım gibi.


Acıkması, acıkınca ağzını açıp sağda solda aranması... Sanırım annelik onun o masumluğuyla öğreniliyor.

Yoksa insan hemen pıt diye anne olmuyor. Her zaman daha çok 'anne' oluyor.


Doğumdan iki gün sonra sarılık oldu. Hiç gerekmediği halde 2 gün fototerapi gördü. (Bunu daha sonra başka doktorlardan öğrendik) 2 gün biz de kaldık hastanede. Sütümü sağdırıp biberonla verdiriyordı.

Birkere zar zor rica edip biberonla kendim içirdim sütü. Ne gerizekalılıktır ki yeni doğan bebeği annesinden ayırdılar. Ben zaten hastanedeyim mis gibi emzirsem ya!!! Başka bir şehrideki bir hastanede uzmanlığını yapan arkadaşım aynı durumda "biz bilhassa annelerinin emzirmelerini istiyor iyileşmesinde çok etkisi var" demişti.


Ama o iki gün ne üzülmüştüm. İşte o zaman da 'anne' oldum. Minicik ceketi kalmıştı sadece elimde. Kokusu sinmişti o cekete. Koklayıp ağlıyordum. Çok da üzülmemem lazım sütüm azalır, sonra oğlum çabuk iyileşemez diye hemen toparlanmaya çalışıyordum.

Allahım, ne basit birşey için nasıl üzülüyor insan ciddi sorunları olanlara sen yardımcı ol. Şifalar ver.


(Bizim sıpanın sarılığı uzun sürdü. 3 aylık olana kadar hemen hemen sarı benizli gezdi.)


Ve bir sene ne de çabuk geçti.

Ne güzel bir '1' sene oldu elhamdülillah.


Bir ömrün böyle güzel daha da güzel geçsin benim miniğim. Benim herşeyim.

Fare doğdun yakışıklı bir delikanlı oldun:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...