Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Dönesim tuttu..

Buralara uğramayalı ne de çok oldu.

Yazmayınca yazasın da gelmiyor, yazacaksan da nereden başlayacağını bilemiyorsun.
E onca zaman yazmamışsın bir sürü hadise var anlatacağın, ama hangisini söylemeli ki en evvela..?!!

Ya da bişey demeden bişey olmamış gibi, sanki en son daha dün yazmış gibi kaldığı yerden devam mı etmeli...

Belki sadece şunu söylemeli hala şirinAnne diye bir blogger olduğunu hatırlayan varsa;




28 mayıs sabahı, hatta sabah karşısı bizim eve, yatak odasına bir yavru düştü. Bu ansızın gelen yavrudan sebep yazmayışım onca zaman.

Daha bir gün önce oğluşum kadar nasıl severim ki bir başka çocuğu derken bir anda nasıl da sevilirmişi gösteren bir yavru kuş düştü.

Aceleci, ne olduğunu anlamadan odamıza doğuveren bir yavru kuş düştü.


Detayları inşallah sonra uzuuun uzun anlatırım.

Araya bir de bayram girmeden bir ses edeyim dedim bloguma.

14 Mart 2013 Perşembe

Bende Laleler Açtı



Keşke hiç solmasalar...

18 Ocak 2013 Cuma

3 Kasım 2012 Cumartesi

Yorgunluk


Bayram bitti.
Biz memleket ziyaretlerimizi tamamlayıp evimize döndük.

Fakat geldiğimizden beri ben aşırı halsizim. Elim kolum kalkmıyor. Arefe gününden beri boğaz ağrısı bir türlü geçmedi. Hele gece bir saatten sonra boğazım yapışıyor, sesim çıkmıyor. Ilık suyla geziyorum ki uyuyabileyim.

Salı günü iş başı yaptım ama pek iş yapamadım. Çarşamba da iş yerinde pelte kıvamında gezince perşembe günü doktorun verdiği tahlilleri yaptırmak üzere hastanenin yolunu tuttum. Ki sabah çok daha iyi hissediyordum. Tahlilleri verip işe giderim diye düşünüyordum ki 4 hastane gezince sağlıklı bir insan dahi hasta olurdu. Doktor da rapor verince 3 gün evde yattım. Hele cumartesi günü bütün gün ya uyudum ya da uykulu gezindim. Demek ki pek de iyileşmemişim. Bakalım bu hafta nasıl geçecek..

Böyle bir dert yanmadan sonra bayramdan bahsetmek kimsenin içini açmaz herhalde. Onu da başka zaman yazayım.

Bu arada yazacak çok şey birikti.
1. Bayram
2. Bursa Gezisi
3. Edirne Gezisi
4. Trabzon Gezisi
5. Tayland Gezisi

Bu sırada mı olur hatta nasip olur mu bilmiyorum ama aklıma gelenler bunlar.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bugün benim doğum günüm, kelimeler büyüyor ağzımda...



Aslında dündü. 29 Mayıs şanlı bir gün yani :)
 

 Bunlarda beni mutlandıranlar..

Eksik olmasınlar..


İki cihan saadeti diliyorum kendime.. Ve dostlara..

12 Nisan 2012 Perşembe

Garipçe


Çoook sıcaktı. Yanımıza şapka almayınca inşaat içlerinin formülü imdaada yetişti.



Hızını alamayıp bir iki defa denize girse de bir kaza olmadan günü tamamladık.

Çok kalabalıktı. Ya sabah çok erken ya da öğlene doğru 12-1 gibi gidilmeli.
En son iki sene önce gitmiştik Garipçe'ye. Her popüler olan yer gibi bozulduğunu gördük. Kahvaltısı da daha lezzetliydi.



Manzara çok güzel.
Leyleklerin göç mevsimi. Leyleği havada görmek için bulunmaz fırsat. Ve biz gördüüük...


Deniz kenarı kirli de olsa, plajda kahvaltı yapmak çok eğlenceli. Uzaklara doğru bakınca sorun yok. Oralarda deniz temiz ya da gözümüz keskin değil.

24 Mart 2012 Cumartesi

Ve tatil biter


Minnakla birlikte olmak çok güzeldi. (Minnak diyorum ama o artık koca bir adam :P Fotoğrafsa 2010'un ağustosuna ait.)
Hiç de sıkılmadım.

Çalışmasam mı diyorum gene ara ara.
Bu mu kolay o mu?
Kolay olan mı seçilmeli yoksa boşu boşuna zora mı talip olunmalı!?

Çok da işime yaramayan iş hayatı yerine işime yarayacak işler yapabileceğim ev hayatına geçiş yapasım geliyor bazı bazı. Üstelik Ömerim bu kadar tatlıyken, kartlaşmamışken..

Niye bu koşturmaca...

Daha dingin ve daha huzurlu olmak mümkün mü maaşlı işimi bırakırsam?
Yoksa bugünümü arar mıyım diye korkuyorum..

Bu konu daha çook su götürür. Allah en doğruyu nasip etsin.

Bu hafta aldığım acı haberle hayatın ne kadar boş olduğunu yeniden unutacağımı bile bile hissettim. Haberi tahmin edersiniz..

Ateş mi.. Onu da tahmin edersiniz..

Bizim aklımızın bir köşesinde ve içimiz buruk ve gözümüz buğulu olsa da ateşin düştüğü yerde akıldan hiç çıkmıyor, içler bir daha eskisi gibi olamayacak ve gözlerdeki yaş kurumuyor.

Allahım sabır ver...
En zoru bu işte, evlat acısı!!

20 Mart 2012 Salı

Ehli Keyf

Bizim bakıcıya yıllık izin verince benim de iş yerinden izin almam gerekti. Malum bıdığa bakmak lazım..

Bakıcı diyorum ama bilen var bilmeyen var; kendisi annem olur :)

Memleketini özledi kadıncağız. Memleketi ve içindekiler de onu özlemişti. İyi gelecek iki tarafa da inşallah..

Oğluşumla evde vakit geçirmek çok güzel. Bir süre böyle kalabilirim.

Ne yapıyoruz; sabahın köründe kalkıyoruz. Babamıza kahvaltı hazırlayıp biz de onla yapmaya çalışıyoruz. Kahvaltıdan sonra oyun, kurabiye, yemek yapıyoruz. Sonra dışarı çıkıyoruz. Öğlen erkenden uyuyoruz. Aslında havalar çok güzel, daha çok dışarda kalabiliriz ama 2 haftadır geçmeyen öksürük sebebiyle çekiniyorum. Terler soğur daha kötü olur diye...

Bugün o uyuyunca keyif yapayım dedim. Yıllar var ki adam gibi TV izleyemiyorum. Çok da lazım değil ama, eski günlerin hatrına hasret gidermek istedim. Yemeğimi TV karşısında yedim. Sonra türk kahvesi yapıp geçtim karşısına.

Bu arada oğlum da uyandı. Eh buna da şükür. Arkası yarın deyip kapattık.

Ev hanımı olmak ne güzel!!!

28 Şubat 2012 Salı

Parti değil particik



Pazar sabah kahvaltıda buluştuk ve öğlen pasta kestik. Telaştan el değmeden süslerimizi filan fotograflayamadım. Ama sabah uyandığında uyku tulumuyla salona girip süslenmiş halini görünce oğlumun sevinç dolu gözleri hep aklımda kalacak. "Anne salona bak salonaa" dedi. O uyanmadan süslemeseydik daha süsleri asmadan bozacağı için erkenden tamamladık bu işi.


İki arkadaşı vardı oğlumun partisinde, biri kankası bir de ona kitaplar okuyan ablası. Onlara ayrı bir masa yaptım ama pek masayla ilgilenmediler. Biz rahat rahat kahvaltı yaparken onlar salonun altını üstüne getirmekle meşgul oldular.
Bir de 1 yaşındaki bebeğimiz vardı. Annesin kucağında.



Adam gibi fotograf çekemediğimiz için sonradan sinir olsam da haklı mazeretimiz vardı. Çocuklar delirmişti. Bir yandan onların peşinden koş bir yandan fotograf çek, pek olmadı.



Öğlen de Merhaba Pastanelerinden sipariş verdiğim fıstık çikolatalı pastamız geldi. Oğlum ve arkadaşları biz pastayı kesene kadar üzerindeki zerzevatı silip süpürdüler bile.



Bir daha evde parti yapmayalım diyorum. Bu sene de aslında bir yer tutmak istedim. Daha çok kişi davet etmek.. Sonra hiiiç içimden gelmedi. Hatta hiç kutlamayalım diye düşündüm. Ama üst üste gittiği doğum günlerinden sonra heveslendiği belliydi minik tavşanın.


Hediyelerini açtı. Kıyafetse hiç bakmadan yere bıraktı. Oyuncak değil ya, niye baksın!

En sonunda da çöpleri topladılar..

Çok alem bunlar..


2 Şubat 2012 Perşembe



Çok bekledik. Ama bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu.

Bu tarafa iş yeri servisleri bile çalışmadı. Ama olsun.. Elhamdülillah.... Çok güzel oldu.

Ekranlarda 'Beyaz Kabus' demiyorlar mı çok üzülüyorum. Kış ayında kar gelmesi ne normal. Evsizler için kış her zaman zor. Onları havanın iyi gününde düşünmüş olmak gerekiyor.
Trafik çile oluyor ama ne yapalım. Arabasıyla doğan paşalar bi zahmet çıkmazlarsa yola böyle olmayacak. Toplu taşıma diye birşey var.



Evet bizim servisler dün çıkamadılar. Biz de evden çıkamamış olduk. Dolayısıyla bir gün kafadan tatildik. Adam boyu kar olan yerler vardı. Hiç bu kadar yağdığını, biriktiğini görmemiştim.
Yol kenarındaki arabalar zor farkediliyordu, nerdeyse yolla bir olmuşlardı.

Eşim de gidemeyince işe tam şenlik oldu. Aile boyu karlara belendik :))



Perşembe için 'asıl kar yarın geliyor' dediler. Akşam pek heveslendim. Bir gün daha evdeyim diye ama gece kar mola vermiş, bütün yollar açılmıştı :)

Şaka bir yana karın tadını çıkardık ama kaymak nasip olmadı.
Çıkarken yanımıza poşet almayı unutmuşuz da :(

29 Temmuz 2011 Cuma

Krizler Haftası




Genelkurmaydaki gelişmelerden bahsetmiyorum.


Zira bence mühim değil.



Bu hafta zor bir hafta oldu.



Eşim yurt dışında, annem memlekette. Ben işten mecburen izinliyim ki oğlum yavruma bakabileyim.



Hafta içinden önce başladık gezmelere.



Cumartesi 4 aylık kadar olmuş bir bebişi görmeye gittik bir gurup arkadaşla. Ve mükemmel geçti diyebilirim. Oğlum biraz meraklı davransa da ev eşyalarını karıştırmaya çalışsa da herşey sınırlarında kaldı ve herzamankinden çok daha usluydu.



Pazar kahvaltıya misafirlerimiz vardı. Kendinden 9 ay büyük arkadaşını oyuncaklarını paylaşmadığı için ağlattı. Fakat gene de bu çok büyük bir problem değildi sonrasında güzel anlaştılar ve hala daha kızın adını sayıklıyor.



Pazartesi kahvaltıdan sonra boyama yaptı. Parka gitmek istedi. "Hava ısınmadan dönmemiz lazım" dedim "pamam" dedi.



Hava da bulutlu olunca uzun uzun sallandı, kaydı. Eve dönerken başka bir park daha gördü "tamam ama 1 kere kayacaksın" dedim. Ben de hemen yanındaki spor aletlerine yöneldim. Kaymak yerine o da spor aletleriyle oyalandı sonra da eve döndük. Meyve yiyip bir güzel uyudu. Tam 2,5 saat. Bu ekstra güzel bir durum. Zira 1-1,5 saat anca uyur bizim bızdık.



Akşam da babası gelince dışarı çıktık.


Salı sabahı babasını uğurladık ve ardından kahvaltıya misafirlerim geldi. 6-7 aylık bir de bebek. Oyuncaklarını taşıdı ona. Uyandıktan sonra da parka gittik. Gene sorunsuz bir gün geçirmiş olduk.



Çarşamba sabah kahvaltıya İKEA'ya gittik. Kahvaltı yaparken oynadı oyun alanında. Sorun yok..



İKEA'yı gezerken bezini değiştirmemiz gerekti ve bebek odasına gittik. İşimizi bitirdikten sonra odadan çıkmak istemedi. Neymiş, ordaki lavaboda su oynayacakmış. Dışarda bekleyenler olduğunu fark edince dışarı çıktık fakat çılgınca ağlamaya devam etti. Anlattım işte işimiz bitti, bizim evimiz değil, başkalarının sırası.. vs. En sonda gel girelim dedim bu sefer içerde biri var diye girmek istemedi ama ağlamayı da kesmedi. Bu arada uykusu da gelmişti. Sonra birşekilde birlikte geldiğimiz arkadaşımın yanına gitmeye ikna oldu ki bir baktım yere uzanmış. Bıraktım onu orda kenarda bekliyordum ki. Bir amca geldi "kalk bakalım burda yatmak yasak seni şöyle kenara alalım ceza verelim vs vs vs" deyince kalktı elimi tuttu. Eve giderken arabada hemen uyudu. Eve değil arkadaşıma geçtik. Tabi hemen uyandı. Arkadaşın evinde sersem sersem oraya buraya çarpınca gel uyuyalım dedim. Yattık yanyana ama kıpır kıpır uyuz uyuz hareketler yapmaya başladı. Kızdım ve kalktım..



Perşembe arkadaşla dışarda gezdik. Kıtalar aştık. Yemek yemiş arabaya dönyorduk ki trafiğin hızla aktığı bir yerde elimden tutuyor fakat arka arka yürüyordu ki ayağıma dolandı neredeyse düşüyorduk. Çook fena kızdım. "Burda oyun yapılır mııı" diye bağırıp çağırdım ve hafif birşekilde kaldırıma attım çocuğu. Ne gereksiz bir çıkıştı Allahım!!! Sonra köpek gibi pişman oldum ama ne fayda. Zira o sadece oyun yapıyordu ne bilsin doğru yerde mi yanlış yerde miydi. Arkadaşım da "Sen kızıyorsun ama senden korkumuyor. Sana güveni tam maşallah" dedi. "Bu manyak bazen böyle oluyor ne yapalım idare edicez" diyor bence dedim :)





Geldik bu güne. Hazır izinliyken yeni doğum yapmış başka bir arkadaşıma gitmeye karar vermiştim. Başka arkadaşları da gelecekmiş ben de geleyim sorun yok dedim. Akşamdan anlatıyorum, evde hazırlanırken anlatıyorum, evden çıkarken anlatıyorum "yeni doğmuş bir bebek var onu görmeye gidicez" diyorum. Zannetmeyin ki çocuk nereye geldiğini bilmiyor.


Gene karşı yakaya geçtik. Arabada bir güzel uydu ve inerken de uyandı. Asansörde de gayet iyiydi. Tam arkadaşa girecek beni de dışarı çıkarmaya çalıştı. Girmek istemedi. 35 dakika kapıda dil döktüm. İçerde şunu yapıcaz bunu yapıcaz. Hayır hayır.. diyor başka birşey demiyor. Dışarı çıkıp gezdirsem sonra gene hayır girmeyelim der die çıkmadım ben dışarı sonunda zorla aldım kucağıma ayakkabılarını çıkardım kapıyı kilitledim. Tabi bu esnada kıyamet koptu. Üstümü çıkarttım. Bizim ki son ses ağlıyordu. Konuşmaya çalıştım olmadı, sarılmaya çalıştım olmadı. Sonda ben de cinnet geçirip sartım ve kollarını filan sıktım. Daha çok ağladı. İçeri gitmek istiyorum sen kal ağla diyorum ama nasıl güçlü beni çıkartmıyor. Daha sonra git gide sakinleşti. Çok kötü hissettim kendimi. Eğer yakın bir yerde olsaydık kesin dönerdim eve. Sonrasında ise gayet normal oyun oynadı yanımda kurabiye yedi. Filan filan. Ama ben hala kötü hissediyorum. Krizlerle başa çıkamıyorum. Kendimi yetersiz ve beceriksiz hissediyorum. Yanlış bildiğim herşeyi yapıyorum böyle zamanlarda.

Cumartesi de bir doğum tebriğine gidecektik fakat iptal oldu çok çok memnunum bu gelişmeden evde olmak sanırım ikimize de iyi gelecek. Belki üst üste yoğun program yapmak çocuğa yaramıyor. Belki suçum budur.


Hiç mi olgun kamil bir insan olmayacağım ben...




Oğlumu kendimden koruyamıyorum ne hazin..




(Gereksiz bir sürü şey yazdım ama içim kötü, siz de idare edin)

25 Şubat 2011 Cuma

Önceki 2 doğum postu

İlki doğum haberini verdiğim:
http://sirinanne.blogspot.com/2009/03/hosgeldin-minik.html


İkincisi ise geçen seneden, 1. doğum gününden:
http://sirinanne.blogspot.com/2010/02/1-seneyi-devirdi.html


Bu arada tatilden pazartesi sabah 6:30-7 arası döndük.
Elhamdülillah güzel geçti.
Döndüğümüzden beri koşuşturmacadan doğum günü postunu bile bir gün rötarla yazabildim.
İyi dilekleriniz için teşekkür edemedim, şimdi ediyorum :)

Gezimi güzel güzel anlatacağım inşallah, resimlerle :) Belki siz sıkılırsınız ama ben tekrar geziyor gibi olacağım için sorun olmayacak benim için, Allah nasip ederse...

Herkese hayırlı cumalar...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Hastalık git bizden!!


Sevgili günlük, biz bu hafta da raporluyuz.


Sefer ayı durumları mıdır, sadaka mı az veriyoruz, nedir bilmiyorum.


Geçen hafta kullanıp bitirdiğim antibiyotiklerim benim bağırsaklarımı bozmuş. Ama çok feci.

Pazartesi işe gittim ama akşama kadar cesede döndüm. Bir de acayip bir mide bulantısı. Hiç birşey yiyip içemiyorum. Akşam doktora gittik. Tahlillerim temiz çıkınca zaten en sık rastlanan yan etkisinin 'bu' olduğunu söyledi doktor.


Mutlaka iyi beslenmeliymişim. Günde 2,5 litre su içmeliymiş. İlaçlar da cabası.
İyi de doktor bey benim midem bulanıyor, içim almıyor ki!!

O zaman yatıralım sizi serum takalım. 2 saat sürer.

Yok o olmaz evde oğlum beni bekliyor. Doktora gidip gelicez dedik. El salladı, öpücük attı. Olmaz ben yerim evde bişeyler. Peki yemezsem ne olur?
Bayılmaya kadar gider. Boğaz kuruluğu, göz altında kararma olur. Sizin de boğazınızda kuruma var.
Bayılmadan gelirim ben yiyemezsem. Dedik ve,


Eve gittik, ilaç aldım. Muz yedim. Amaaaaaa lavaboya zor yetiştim.

Ne yalan söyliyim bu çok iyi geldi.

Sonra gene ilaçlarımı içtim. Bulantı önleyici işe yaradı, az da olsa bişeyler yiyebildim.


Elhamdülillah, geçti şimdi çok çok daha iyiyim. Ama o akşam işten döndüğümde ölüme çok yakın hissettim kendimi.


Zayıflamayı istiyorum ama böyle değil..

Gene de sabah tartıda 59.1 görünce hoşuma gitmedi değil:)))

Şimdi 1 haftada giden 1,5 kilo yağ mı, su mu, asit mi, baz mı yoksa gaz mı :))

23 Kasım 2010 Salı

Bayram bitti (mi acaba)


Deliye her gün bayram ya o bakımdan :)


Oğlan evi kız evi derken, annane babanne derken, araya bir dolu akraba da girince bizim minik sincap oldu size minik şımarık sincap.



Dönüşü trafiğe takılmamak için cumartesi yapalım dedik. Evden sabah çok erken çıkamayınca Sapanca'da müthiş bir tafiğe yakalandık. Korkunçtu.. O gece 10:45te gişeleri tekrar ücretsiz yapmalarıyla ilerleyen saatlerde ve dolayısıyla pazar günü trafik oldukça rahatmış. Ama biz, o saatlerce süren araba kuyruğu işkencesini çoktan çekmiştik.



Sağlık olsun, kazasız belasız döndük ya..



Senelerdir onca yolu gider gelirim, onca yol gözlerim, yolcu uğurlarım hala daha herseferinde korkarım. Ne diyim, Allah korktuklarımızdan emin etsin.




İşin en güzeli de insanın gezip tozup en sonunda başını sokacağı sıcacık bir yuvası olması.




Dün uzun tatil dönüşü oğluşumla ayrılışımızın ilk günüydü. Hiç korktuğum gibi geçmemiş elhamdülillah. Akşam da bir terslik hissetmedim.
Hatta bu tatil ikimize de çok iyi geldi diyebilirim. Çok çok kucak istedi. Ben de bol bol onu yemek istedim. Aşk tazeledik yani :)
Sonrasında çok zor gelir mi ayrılık dedim ama şimdilik iyi görünüyor.

15 Ekim 2010 Cuma

Bir arkadaşımı kaybettim


Bir kaç hafta önce aldım haberini.




Beynimden vurulmuşa döndüm. Şok!!!




O günden beri ağlıyorum. Duruyorum, susuyorum, yaşıyorum. Ama gecenin bir vakti aklıma geliyor ağlıyorum. İş çıkışı servise yürürken aklıma geliyor, durduramıyorum, ağlıyorum.




Biz O'nun iyileşeceği haberini alacağımızı zannediyorduk. 5-6 ay önce aniden o kötü hastalığa yakalandığı haberini almıştık. Doktorları hastalığı başında yakaladıklarını, atlatabileceğini söylemişler diye su serpilmişti yüreğimize.




Son zamanlar aldığımız habere göre kötüye gidiyordu. Üzülmüştük ama, ümidimiz vardı. Ama..






Gencecikti. Çok tatlıydı. Çok iyiydi. Tertemiz bakıyordu...




Duyduk ki hastalığından dolayı hiç isyan etmemiş maşallah. Öyleyse tertemiz gitmiştir Rabbinin yanına, öyleyse şehit olmuştur dermansız derdinden dolayı. Allahım!!!!!




O'nun için belki de şahane bir son. Fakat annesinin, babasının acısını düşünemiyorum.




Allah sabır versin.




Gülşah, kabrin geniş olsun. Huri kızları yoldaşın olsun. Mekanın cennet olsun.

23 Eylül 2010 Perşembe

Yüzme


Geçen çarşamba akşamı itibariyle yüzmeye başladım.




Bana kalsa hafta içi oğluma yarım saat geç kalmak bile imkansız, onunla iş için yeterince ayrı kalıyorum bir de ekstralar çıkaramam.




Haftasonu 3-4 saat bile babasına bırakmak sorun değil. Zira babayla da vakit geçirmek bir güzellik.




Ancak hafta içi çocuk benim geleceğim saati biliyor. Ve trafik vs. sebelerle gecikirsem anlıyor. Ben içeri girdiğimde "annnee" diye kapıya geliyor hemencecik. Mutlaka anlatacak da birşeyleri oluyor. Bir cıvıltı, bir işaret... Çok yoğun bir gün geçirmiş oluyor, her halinden belli...




Ne diyorodum; benim geleceğim saati bilen, bekleyen çocuğu hafta içi bekletmeye gönlüm razı olmuyor.




Ama hergün çektiğim başağrıları ve yaptırdığım tahlillerden hiç bir şey çıkmayışından dolayı doktorun stres tipi baş ağrısına benziyor deyip bana nöroloji bölümüne gitmemi tavsiye etmesi üzerine eşimin aylar önce başlayan 'spor yapmıyorsun, yüzmeye git, spor strese de iyi gelir' tavsiyelerine uymaya karar verdim sonunda. İnşallah sebat ederim spor konusunda. Tabi nörolojiye ya da ortopediye gidip görüneceğim. Zira boynum ve sırtımda da ağrılar var.


Çarşamba - cuma gitmeyi planlıyorum yüzmeye ama daha ilk haftadan cuma akşamı kaytardım bile. Aslında elimde olmayan malum çoluk-çocuk meseleleri yüzünden oldu bu kaytarma :)


Çarşamba günü eve geldim. Çantamı hazırladım. 6'ya doğru evden annem, ben ve oğlum çıktık. Onlar parka gittiler ben de Ömercime yüzmeye gittiğimi söyledim el salladım. Anlamadı sanırım :))

Normalde seans 7,5'a kadar sürüyordu. Ama ben 7 gibi çıktım havuzdan, duştur, giymedir derken 7:20 de evdeydim. Çok da geç değil sanırım.


Aslında çarşambaları pilates de var. Belki ona katılırım. Bu ilk gidişim öğrenmelik oldu.


Spor haberlerini sundum :)

7 Eylül 2010 Salı

Ramazan Gidiyor


Geçen sene oruç tutmadığım için bu sene Ramazan'ı biraz korkarak karşıladım.

Ancak hiç de beklediğim gibi değilmiş. O çok sıcak olan günler bile çok çabuk geçti.

Susuzluk, evet zor gelmiyor değil ama gene de geçti işte.


Yarın arefe... Galiba yine geriği gibi değerlendiremeden geçti bir ramazan daha.

Tekrar tekrar ama her defasında daha verimli Ramazanlar geçirmek duasıyla, hep beraber inşallah.

17 Haziran 2010 Perşembe

Yoğun hayat

Ne blogları okuyabiliyorum, ne kendi bloguma birşeyler karalayabiliyorum.

Halbuki daha İtalya notlarımı yazacağım.

Bir koşturmacadır gidiyor. İşyerinde bir yoğunluk, akşam üzeri beni bekleyen yakışıklımın oyunları hiç fırsat bırakmıyor.
Gece o yatınca yazayım diyorum, kışın olduğu kadar erken yatmadığı için, ben de genelde uykusuz olduğum ve erkenden yatmak istediğim için gecelerimi de ayıramıyorum.

Böyle böyle haftalar geçiyor.

Bugünün kandil olmasını fırsat bilip bir kandilleşeyim istedim. Mutlu, sağlıklı, huzurlu kandiller olsun herkese. Geceler ibadet, kalpler aşkıyla dolsun. Günahlarımız af, dualarımız kabul olsun.

Bu arada güzel bir haberim var.
Salı günü babamın 3 ay önce doktorumuzun "3 ay sonra kontrole gelin" dediği kontrolü vardı.
Elhamdülillah, muayene de solunum testi de akciğer filmi de temize yakın çıktı. Belki de akciğer fibrozi değildi diye düşünüyorum. Çünkü o hastalığın tedavisi yok, ilerlemesi yavaşlatılabiliyor diye biliyorum. Her neydiyse sonuçta Allaha hamdolsun çok çok rahatladık.

Bu cumartesi annemle memlekete gidiyoruz. Bir hafta ata topraklarında olacağım (uzun zaman sonra. )

Daha hareketli, heycanlı konularda görüşmek üzere...

Kandilde bana da dua eder misiniz....

21 Nisan 2010 Çarşamba

Amaaan diyesim var



Keyifsizim bu aralar.


Ne bileyim öyle işte.

Bazı arkadaşlarımın sıkıntılarına üzülüp de başka şeylerden bahsetmek gelmiyor içinden.

Klasikleşen baş ağrılarım devam ediyor.


Minik sincapla (artık canavarlaşan bir sincap) hayat akıp gidiyor.


Yarından sonra 14 aylık olacak fakat hala yürüme gayreti yok. Gerçi geçen haftadan beri tek elini azıcık tuttuğumuzda baya baya yürüyor. Çok komik yürüyüşü. Adam sanki harmandalı oynuyor. Adımlar koca koca. Efelerin efesiiii


Yaklaşık 20 gün önce bir ödül göndermiş sevgili göz nurum.

Cevaplamamak olmaz.

Kendim hakkımda :) 7 ilginç şey merak konusu :)


1. Küçükken çok küçükken 3 yaşında filan, hatırladığım en küçük halimken. (halimi hatırlamıyorum da en eski hatırladıklarımı hatırlıyorum) Büyüyünce erkek olacağımı düşünüyordum. :)))))) Acı gerçeği çok kısa süre sonra fark etmiştim de kız kız takılmıştım. İlerde tabancamla ve tankımla oynamaktan geri de durmadım tabi ki.


2. Acıyı ve arkasından tatlıyı çok severim. Zaten her acının ardından da bir tatlı yok mudur :P


3. Çocukken kremalı pastanın kremasını ayırır sadece kekini yerdim. Soğana ve pırasa yemeğine bayılırdım. (Demek ki normal bir çocuk değildim)


4. Kahve içmeye çok küçük yaşta başladım.


5. Etraftan hep şanslı olduğumu duyarım. Esasen buna ben de inanırım. Şöyle ki, şansla ilgili olan yani kendi elimizde olmayanlar konusunda şanslı olduğumu düşünüyorum.
Misal anne-baba

Fakat diğer bütün konularda elde ettiklerimin hepsi için maddi manevi çok emek vermişimdir. Emek vermediğimde Allahın da bana vermediğini iyi biliyorum.

Gene de her konuda şanslı olduğumu düşünüp şanslanırım diye umuyorum. (Pozitif düşünce zavazingosu)


6. Gene küçüklüğümle ilgili olacak ama: Çocukken herkesi döverdim. Hatırladığım dönemler de dahil :) İnşallah benim çocuklarım öyle olmaz. Gerçi benim bu durumumun müsebbibi babamdır. Garip adamdır zira.. 2-3 yaşlarında başlamış bize bir çocuk geldiğinde bana "tak tak" dermiş ben de tak tak dalarmışım çocuğa :) Şimdi oğluma böyle şeyler öğretmemesi için sıkısıkı tembihliyorum. Tamam diyor ama bakalım görücez...
7. O kadar da ilginç bir insan değilim.
Laleler Emirgan'dan...
Bir sabah kahvaltısından...
Bir haftasonu gezisinden...
Nisanın ortasında İstanbul'da lale mevsimi geldimi gidilicek en iyi yer Emirgan. Kalabalık ama olsun. Sığabildik ne de olsa.
Mayısta da erguvan mevsimidir. Beşiktaş'ta oturup Üsküdar'ı seyretmek harika olur.
Fethipaşa korusu mis gibi olur.

Nazar değmesin diye...

Sanatın sanatı

Aslında bu aralar kafamı karıştıran başka bir konu var ama onu da sonra yazayım. Bugün izinliyim, evdeyim. Sincabım uyanmadan ben de azcık uyusam ne güzel olur.

31 Mart 2010 Çarşamba

Karateci Şirin


Bu arada uzak doğu sporları demişken;


Küçükken babamla bir ara geceleri karate kursuna gidiyorduk.

Babam karate yaparken (ya da öğrenirken) ben de jimlastik aletlerinde hareket ediyor, bisiklete biniyor, oynuyordum işte kafama göre...
Ama hoca arada bana da karate haraketlerinden yaptırıyordu.


Sonra 12-13 yaşlarında 2 kız arkadaşımı da kafalayıp tekvando kursuna yazılmıştık.

Sınıfta bizden başka kız yok.

Olsun benim çok hoşuma gidiyordu bu dövüş olayları. Plastik eldivenlere (bakşa adı vardır da ben eldiven diyebilirim) tekme atmalar, haay diye bağırıp yumruk savurmalar...

Fakat çok kısa sürdü bu macera, arkadaşlarım çabuk pes edince ben de sınıfta yalnız kalmak istemeyip kursa gitmedim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...