Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mart 2013 Çarşamba
28 Kasım 2012 Çarşamba
Edirne Gezi Notları
Açıkcası bu sefer dersimize pek çalışmadan çıktık yola. Bambaşka planlar aparken kendimizi Edirne yollarında bulduk. Bu konudan birazcık bahsetmiştim. Odessa'da bir iki otel rezervasyonu dahi yaptırmıştım. Dünyanın en güzel kızlarının olduğu Ukrayna'ya gitmek başka bahara kaldı.
Edirne deyince ilk akla ne geliyor? Kimine göre 'Osmanlı' kimine göre 'Selimiye' kimine göre 'Yağlı Güreş' kimine göre 'Ciğer' kimine göre 'ayyaşlar diyarı' geliyor.
Sonuncusu hariç katılıyorum hepsine :)
Eski cami şahane...
Aydın'ın ciğeri bir numara. Kapısındaki kuyruktan belli. Hiç ciğer sevmeyen eşim bile bayıldı.
Meriç'e nazır sabah kahvesi. Belediyenin tesisinin kahvesi çok güzel.
İnsanın içini burkan Gazimihal Bey Cami.
Yalnız, terk edilmiş... Teneke mahallesi gibi bir yerde, hiç cemaati yok gibi..
2. Bayezid külliyesi; şifa kaynağı...
Avrupa'da sıkça gördüğümüz kuşların konmasını önleyen bu dikenlere Edirne'deki tarihi yapılarda da sıkça rastladık. Avrupa'da (özellikle benim İtalya'da çok dikkatimi çekmişti) gördüğümüzde bizim ecdad kuşlar için barınaklar yapmış bunlarsa dikenlerle kuşları kovalıyorlar diye ayıplamıştık başımıza geldi. Daha önce Edirne'ye gelmiştim fakat hiç dikkatmi çekmemişti.
Çok da sevimsiz plastiklerle sonradan monte edilen bu dikenler hiç hoşumuza gitmedi.
İki gün içinde gezidiğimiz Edirne'den ayrılırken çok geç saatlere kalmak istemeyişimizde dolayı içeri giremediğimiz Darüşşifa'yı bir sonraki geziye bırakıyoruz. Müze kartımız geçseydi yine de girerdik herhalde.
Yıpranmış Muradiye Cami...
İçerde temizlik vardı ve tarihi çinileri deterjanla siliyorlardı.
Muradiye tepesinden Selimiye.
Ve muhteşem Selimiye..
İkinci gün Kazım Usta'yı denedik. Aydın açık ara önde bizim için.
Yeşil Edirne...
Üç şerefeli camideydi sanırım bayan güvenlik. Gıcık oldum. Kadın oğlumun cami içindeki hareketlerine sinir oldu ben de ona. Zaten çocukları nediye camiye getirirler ki dimi :P
Ve kaldığımız otel.
Rüstem Paşa Kervansaray Otel
Otel olarak hiç beğenmedim.Kahvaltısı dahil kötüydü. Fakat tarihiydi.. Ve bu çok hoştu. Kim bilir kimler kaldı bizim kaldığımız odada. Tüccar mıydı, yoksa gezgin mi? Belki de bir kaçak ya da bir asker. Belki bir alim, ilim talep etmeye ya da öğretmeye gidiyordu.
Merkezde oluşu da ayrıca çok iyiydi.
Zavallı kuş..
Edirne yeşil.
Selimiye güçlü.
Selimiye Arastası şen.
Öncekiden daha zavallı olan akrabaları.
Ve Arslanzade'den kallavi alınır akşam çayla yenilir.
12 Kasım 2012 Pazartesi
Bir Kuple Bursa
Bayramda memlekete giderken Bursa üzerinden gidelim dedik. Biraz trafikten korkumuz, biraz Bursa özlemimiz biraz da İskender sevişimizdi sebeplerimiz. Mudanya feribotunda yer kalmayınca biz de Yalova feribotuyla geçtik Marmara'nın güney kıyısına.
İDO'nun feribotları çok güzel. Kahvaltılıkları da çok hoş. Tecrübeliler kahvaltılıklarını yanlarında getirmişlerdi. Termosta çay getirip masasını donatanlar bile vardı.
Biz büfeden aldık çok da lezzetli bulduk.
Niyetimiz bir gece Bursa'da kalıp soluklanmaktı fakat son anda fikrimizi değiştirip biraz gezip yola devam kararı aldık. Zira ihtiyarlar torun bekliyorlardı.
Çarşıya girince ipekleriyle meşhur Koza Han'ı es geçmek istemedik.
Çok güzel abiyelik kumaşlar vardı da benim pek ihtiyacım yoktu.
İpeği filan boşver de ikram edilen kahve şahaneydi. Bir daha gidersem kahve içer çıkarım. Sırf bu kahve için giderim.
Tabi ki Ulu Camii..
Sade güzelliği ile Osmanlı zerafetini yansıtıyor.
Her bir hat başka güzel. Çeşmenin hikayesini biliyor musunuz?
Ve son durağimiz Kebapçı İskender. Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nin hemen yanında. Ulucami'den çıkınca sorun gösterirler.
Biz aslında iskenderi yoğurtsuz yeriz benim demir problemimden dolayı. Fakat burda boşverdik, ağzımıza layık yiyelim dedik.
Üzerine de Kemalpaşa tatlısı yiyeceğimiz bir yer aradık fakat çok vaktimiz de olmadığı için birkaç bakınmadan sonra kemalpaşanın ana vatanından eliboş ayrıldık. Aslında eli boş değil kestane şekeriyle yetindik desem :)
İDO'nun feribotları çok güzel. Kahvaltılıkları da çok hoş. Tecrübeliler kahvaltılıklarını yanlarında getirmişlerdi. Termosta çay getirip masasını donatanlar bile vardı.
Biz büfeden aldık çok da lezzetli bulduk.
Niyetimiz bir gece Bursa'da kalıp soluklanmaktı fakat son anda fikrimizi değiştirip biraz gezip yola devam kararı aldık. Zira ihtiyarlar torun bekliyorlardı.
Çarşıya girince ipekleriyle meşhur Koza Han'ı es geçmek istemedik.
Çok güzel abiyelik kumaşlar vardı da benim pek ihtiyacım yoktu.
İpeği filan boşver de ikram edilen kahve şahaneydi. Bir daha gidersem kahve içer çıkarım. Sırf bu kahve için giderim.
Tabi ki Ulu Camii..
Sade güzelliği ile Osmanlı zerafetini yansıtıyor.
Her bir hat başka güzel. Çeşmenin hikayesini biliyor musunuz?
Ve son durağimiz Kebapçı İskender. Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nin hemen yanında. Ulucami'den çıkınca sorun gösterirler.
Biz aslında iskenderi yoğurtsuz yeriz benim demir problemimden dolayı. Fakat burda boşverdik, ağzımıza layık yiyelim dedik.
Üzerine de Kemalpaşa tatlısı yiyeceğimiz bir yer aradık fakat çok vaktimiz de olmadığı için birkaç bakınmadan sonra kemalpaşanın ana vatanından eliboş ayrıldık. Aslında eli boş değil kestane şekeriyle yetindik desem :)
22 Mayıs 2012 Salı
Dönen tilki
Bu sabah 5:40 gibi İstanbul'a ulaştık.
Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim.
Bugün hemen iş başı yaptığım için uykuluyum.
Dönüşte Tayland saatine göre 23:30'da uçacağımız için o yorgunlukla kesin uyurum diye bugün izin almadım fakat 2 saat kesintisiz uyuyamadım :)
Bugün böyle geçecek artık. Çay-kahve idare ediyorum.
Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim.
Bugün hemen iş başı yaptığım için uykuluyum.
Dönüşte Tayland saatine göre 23:30'da uçacağımız için o yorgunlukla kesin uyurum diye bugün izin almadım fakat 2 saat kesintisiz uyuyamadım :)
Bugün böyle geçecek artık. Çay-kahve idare ediyorum.
10 Mayıs 2012 Perşembe
Yol Göründü
Pasaport başvurularımızı geçen çarşamba yapmıştık. Emniyetteki görevliler bu aralar pasaportların çıkmasının 10 günü bulduğunu söylediklerinde şok olmuş aylar öncesinden plan yaptığımız halde en elzem olan şeyi niye en sona bıraktık diye hayıflanmıştık. 'Hayırlısı artık' desek de canımız da sıkılmadı değil.
Gezi planımı bile yapamadım ümitsizliğimden ötürü :)
Elhamdülillah basımdaki sorun düzelmiş olacak ki gecikmeden elimize ulaştı.
Salı günü teslim almamızla hem çok sevindik hem de iki ayağımız bir pabuca girdi.
Yolculuk Tayland'a kısmet olursa.
Dönüşte görüşmek üzere dualarınızı bekliyorum, Allah'a emanet olun.
30 Nisan 2012 Pazartesi
Aya Yorgi Günü
23 tatilinde hava da güzel olunca Büyükada'ya gidelim dedik. Nerden bilelim o günün Rumların adak günü olduğunu.
Pastaneden börek, simit; marketten peynir, bal aldık. Evden de zeytin getirmiştik. Oturduk sahildeki çay bahçesine kahvaltımızı yaptık. Sonra daldık adanın derinliklerine. Tabi öncesinde meydandaki kalabalığ yarıp geçmemiz gerekiyordu.
Adanın zirvesindeki Aya Yorgi klisesine 23 nisanda ya da 24 eylülde hiç konuşmadan çıkan hristiyanlar hacı oluyorlarmış. Ya da yarı hacı, işte neyse.
Biz Aya Yorgi'ye kadar değil ama tarihi Rum yetimhanesine kadar çıktık. Ee çeyrek hacı olmuşuzdur herhalde.
Yetimhane dünyanın en büyük ahşap yapısıymış. Şuanda harebe görünümünde. Bahçesinde kuzular otluyor. Kapısında yaşlı bir teyze vardı, ziyarete gelenlerden. Bu yetimhanede 6 sene kalmış.
Daha yukarıya çıkmaya gücümüz yetmedi. Yürüyerek bu kadar bile yukarı daha önce hiç çıkmamıştım.
Bisiklet kiralamak da vardı niyetimizde fakat bu yorgunluk bize yetti. Tekrar sahile inip dinlendikten sonra o kalabalığa girmeyi pek gözümüz yemedi açıkcası. Bir daha ki sefere bıraktık adanın yeryer çiçek yer yer at kokulu sokaklarında bisikletle gezinme hevesimizi.
Atların ve ürettiklerinin kokusu şu mevsimde çok rahatsız etmiyor da yazın pek bi fena oluyor.
Defalarca adaya gittim, hiç o günkü kadar kalabalık görmedim. Tatil de olsa haftasonu olmadığı için 23 nisanda daha rahat olur diye tahmin ediyorduk. Fakat tam tersi çıktı. Fayton kuyruğu iskelenin girişine kadar devam ediyordu. Pişman değiliz tabi ki, farklı bir tecrübe oldu.
Çeşitli niyetleri için çeşitli renklerde mum alanlar, kurdela alanlar... Gelenlerin belki de yarısı ya da daha fazlası müslümandı tabi ki. Hristiyanların mübarek günü kutluyorum, din kardeşlerime de Allah'tan hidayet diliyorum :))

Yandan çarklı ada vapuruyla dönüşte uyku gözümden akıyordu ama enerjisi asla tükenmeyen insan yavrusuyla seyahatte uyumak ne mümkün. Kendisi adada dolanırken babasının kucağında mis gibi uyuduğu için vapurda bir dakka durmadı.
Etiketler:
Büyükada,
Gezi,
İstanbul'da Ne Yapılır,
Kahvaltı,
Yakın Yerler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















































