İstanbul'da Ne Yapılır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul'da Ne Yapılır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2013 Pazartesi

Merhaba


Uzun zaman oldu yazamayalı.

Eve transfer oldum.


Paralel kanatlar



Sebebi yeni bir misafirimizin yolda olması. İzne ayrılmadan önce iş yerinde işlerimi toparlamak istedim. Ve bu süreçte pek bloguma ve bloglara pek vakit ayıramadım. Sanırım iş yetiştirme sebebiyle yaşadığım stres sebebiyle sonrasında da bir takım sağlık sorunları yaşadım.
Şimdi daha iyiyim elhamdülillah.




İzne ayrılınca yapacağımı düşündüğüm ne hayallerim vardı. Doktor istirahat tavsiye edince evden bile çıkamadım. Dışarıda pırıl pırıl güneş var fakat sen çıkamıyorsun. Zor..


Misafirimizin vaktinden önce gelmemesi dileğimiz fakat geldiği zaman zaten vakti gelmiş olacak değil mi? Hayırlısı inşallah..



Pazar sabahı Dolmabahçe sahilinde aldık soluğu. Çok da iyi geldi doğrusu. Benim gibi gezenti bir şirinin uzun süre evde kalması çok ciddi bir sıkıntı. Adam da şirinlik mirinlik kalmıyor.



25 Mart 2013 Pazartesi

Parkada


Bu pazar diyetimizde Oyuncak Müzesi vardı.




Fakat baktık ki hava güzel, ışıl ışıl, e bizim de çıkmamız öğleni bulmuş. Açık havada bi yere gidelim dedik. Önce Florya sahiline yöneldik sonra da aklımıza Bayrampaşa'daki Parkada geldi. Daha önce hiç gitmediğimiz için keşfedesimiz geldi.



Güzel mi? Eh güzel. Aslında çok güzel yapılmış fakat saat 2'den sonra ki o kalabalık pek güzel değildi. Yani çok kalabalık olunca çocuk istediği gibi koşamıyor koşunca 3-5 numara büyük çocuklar düşürüyor. O kalabalıkta serseri tipli gençler hoş görüntüler sergilemiyor.



Kafeteryalar var içinde. Bi tanesinde gözleme yemek için oturduk ama bir daha aynı kafeye girmeyiz herhalde :)

Belki cumartesi daha iyi olur.





20 Mart 2013 Çarşamba

2 Ocak 2013 Çarşamba

Sarıyer'de börek yenir

Peki Sarıyer'in neresinde?



Tabi ki tarihi Sarıyer börekçisinde..



Hepsinde böyle yazıyor gerçi.. Fakat ben size hakiki olanını söyliyim.  Sarıyer merkezdeki Ali Kethüda Camii'nin yanındakinde.





Sarıyer böreğini 100 yıldan fazladır yapıyorlarsa denemek lazım.

Kıymalısını ve sadesini (tabi ki pudra şekeri ilaveli) çok beğeniyorum.





Bu tarz yerlerde müşteri memnuniyeti çok da önemli olmuyor genelde. Bizim ürünümüz iyi ekstra güler yüz tatlı dil gerekmez diye düşünüyorlar sanırım. Nasıl olsa senelerdir geliyorlar diye. Bu konuya takılmazsanız, "böreğimi yer giderim, amaaan" derseniz ki biz yıllardır böyle yapıyoruz gidin bi deneyin derim. 



Bu da sahilden görüntüsü.
En üst iki katında boğaz manzarası da var.

İşte yılın ilk günü şirin anne ne yaptı diye merak ediyorsanız; börek yedi :)

3 Ağustos 2012 Cuma

Süleymaniye'de İftar


Daha önce ramazanda restaurantları tercih etmediğimizi söylemiştim sebepleriyle.

Fakat her sene Süleymaniye'ye gitmezsek olmaz. Eee Süleymaniye'ye gidip de kuru fasulye yemezsek de olmaz. Üstelik buradaki kuru fasulyeciler her zaman yoğun çalışıyorlar. Tabi ki ramazanda iftar vakti ekstra yoğunluk oluyor. Ki adamlar da kaç sıra ekstra masa atıyorlar. Fakat servis konusunda beklentiyi azıcık düşürünce sorun olmuyor. Ayrıca burada sabit bir iftar menüsü yok. İstediğin kadar kuru fasulye yiyorsun. İstemezsen çorba almıyorsun. Gibi gibi..


Her zaman Erzincalı Ali Baba'yı tercih ederdik buradaki kuru fasulyecilerde. Bu sene bir değişiklik yapmaya karar verdik. Zira Ali Baba'nın müşteriye tavrı çok sinir bozucu. Sanırım kendilerini vaz geçilmez görmeye başladılar. E, biz bu sene vaz geçtik ve çok da memnun kaldık. Geçen sene Ali Baba'da kötü de bir tecrübe yaşadığımız için daha cesur davrandık. Kuru fasulyecilerin tam köşesindeki Ali Konak Kanaat Lokantası'na gittik. Ali Babanın kurusundan daha başarılı geldi bana. Denemeye değer. 
İftara bir saatten fazla zaman kala bir masayı rezerve ettirdik. O saatte bile sadece ilave masalarda yer kalmıştı. Gidecek olursanız aklınızda olsun, sonra aç kalmayın.


Masamızı ayırttıktan sonra cami çevresinde dolanmaya başladık. Ömercik fıskıyelerde ıslanırken öyle mesuddu ki :)



Caminin yan tarafında iftar programları çekiliyordu. Sanırım TRT'nin programı burada çekiliyor. 


İftar yaklaşınca geçtik masamıza. O kalabalığın tek yürek olup iftarı beklemesi ne güzel.





Hadi Allah kabul etsin....



1 Ağustos 2012 Çarşamba

Üsküdar'da İftar


Ramazanda dışarda iftar yapmak tam bir işkence. Dışarda derken restaurantları kast ediyorum.

Diğer zamanlar iyi olanlar bile ramazanda standartlarını çok düşürüyorlar. Bunda tam iftar vakti aynı anda bütün masaların yemeklerini hazırlamaları gerekmesi sebep olabilir. Sorun sadece yemeklerde de değil serviste de oluyor. Belki kendileri de oruçlu olan personelin onca masaya aynı anda yetişmeye çalışması sıkıntılı oluyordur. Üstelik ramazanda sadece iftarda para kazanabildikleri için fiyatları da şişirmeleri işin cabası oluyor.

İftarda zaten çok fazla yemek yenmiyor niye onca para vereyim diye düşünüyor insan. Bir şu açık büfe ya da sınırsız yiyebileceğimiz yerler var ki onlar tam komedi. Zira zaten bir çorbayla doyan oruçlulara yüksek memlağları yutturmanın yolunu böyle bulmuşlar. İnsan "Pahalı ama sınırsız" diye düşünüp gidiyor. Çorbadan, hadi iki lokma da yemekten sonra tıkanıyor. Bazıları birinci tur yemeği bitirip ikinciyi de sipariş veriyor sonra ucundan yiyip paket yaptırıyormuş. İyi fikir dimi :)

Neyse biz ramazanda restaurantlara mümkün mertebe gitmemeye çalışıyoruz.

Geçen gün Üsküdar sahilinde yaptık iftarımızı. Öyle şahaneydi ki evde yediğimden çok daha fazlasını yedim.



Menüyü hemen sayıyorum:

Tabi ki pide, hem de her çeşidinden. (Yumurtalı, sade, pastane pidesi)
Peynir
zeytin
hurma (hem de kudüss)
baklava
su
çay

Bütün malzemeyi Üsküdar çarşısından aldık. Çayımızı da büfeden söyledik. Müthiş bir iftar oldu.




Bu tarz bir iftarı Florya sahilinde de yapasım var. Ev halkını teşkilatlayabilirsem.

Sizin iftarda tercih ettiğiniz güzel yerler var mı?

3 Temmuz 2012 Salı

İş Çıkışı Gezmece: Konak Kafe

Daha evvel gittiğimiz ve çok beğendiğimiz Galata'daki Konak Kafe'ye anneciğimi götürmek için dün iş çıkışı eşimi de alarak eve gittim. Biz eve vardığımızda annem de tipitip'le hazırlanmışlardı.



Malum İstanbul yollarındaki çalışmalar nedeniyle çok geç kalmadan Taksim yolcusu olmak gerekiyordu. İş çıkışı daha da keşme keş olan yollardan çekiniyorduk.

Fakat çok çok rahat gittik Taksim'e. İstiklal'de biraz yürüyüp Galata Külesinin önünden geçip eski bir apartmanın terasındaki kafeye ulaştık.



Manzara şahaneydi. Sabah ki sıcağın aksine serin bir İstanbul kızıllığında tarihi yarım ada, Haliç, kız kulesi, Üsküdar, Boğaziçi Köprüsü ve martı çığlıkları.. Arkada da Galata Külesi, daha ne olsun.



Dev martılar biz karnımızı doyururken yan yan birşeyler ister gözlerle baksalar da semirmişlikleri pek de acınılacak halde olmadıklarını düşündürdüğü için gönül rahatlığıyla yemeğimize devam ettik. Ve martılara zırnık koklatmadık :)




Oğluşum son 1,5 aydır müthiş derecede 'şımarık çocuk' modunda olduğu için dün de canlı performansını hem bize hem de diğer masadakilere sergiledi.

Ne oldu, niye böyle oldu bilmiyorum fakat çıldırtmaya devam ediyor. Ya bir geçiş dönemi, ya biz birşeyleri yanlış yaptık, ya da bilmiyorum ne. Umarım daha fazla uzamadan geçer gider....

30 Nisan 2012 Pazartesi

Aya Yorgi Günü


23 tatilinde hava da güzel olunca Büyükada'ya gidelim dedik. Nerden bilelim o günün Rumların adak günü olduğunu.

Pastaneden börek, simit; marketten peynir, bal aldık. Evden de zeytin getirmiştik. Oturduk sahildeki çay bahçesine kahvaltımızı yaptık. Sonra daldık adanın derinliklerine. Tabi öncesinde meydandaki kalabalığ yarıp geçmemiz gerekiyordu.



Adanın zirvesindeki Aya Yorgi klisesine 23 nisanda ya da 24 eylülde hiç konuşmadan çıkan hristiyanlar hacı oluyorlarmış. Ya da yarı hacı, işte neyse.


Biz Aya Yorgi'ye kadar değil ama tarihi Rum yetimhanesine kadar çıktık. Ee çeyrek hacı olmuşuzdur herhalde.


Yetimhane dünyanın en büyük ahşap yapısıymış. Şuanda harebe görünümünde. Bahçesinde kuzular otluyor. Kapısında yaşlı bir teyze vardı, ziyarete gelenlerden. Bu yetimhanede 6 sene kalmış.



Daha yukarıya çıkmaya gücümüz yetmedi. Yürüyerek bu kadar bile yukarı daha önce hiç çıkmamıştım.



 Bisiklet kiralamak da vardı niyetimizde fakat bu yorgunluk bize yetti. Tekrar sahile inip dinlendikten sonra o kalabalığa girmeyi pek gözümüz yemedi açıkcası. Bir daha ki sefere bıraktık adanın yeryer çiçek yer yer at kokulu sokaklarında bisikletle gezinme hevesimizi.
Atların ve ürettiklerinin kokusu şu mevsimde çok rahatsız etmiyor da yazın pek bi fena oluyor.


Defalarca adaya gittim, hiç o günkü kadar kalabalık görmedim. Tatil de olsa haftasonu olmadığı için 23 nisanda daha rahat olur diye tahmin ediyorduk. Fakat tam tersi çıktı. Fayton kuyruğu iskelenin girişine kadar devam ediyordu. Pişman değiliz tabi ki, farklı bir tecrübe oldu.

Çeşitli niyetleri için çeşitli renklerde mum alanlar, kurdela alanlar... Gelenlerin belki de yarısı ya da daha fazlası müslümandı tabi ki. Hristiyanların mübarek günü kutluyorum, din kardeşlerime de Allah'tan hidayet diliyorum :))





























Yandan çarklı ada vapuruyla dönüşte uyku gözümden akıyordu ama enerjisi asla tükenmeyen insan yavrusuyla seyahatte uyumak  ne mümkün. Kendisi adada dolanırken babasının kucağında mis gibi uyuduğu için vapurda bir dakka durmadı.

27 Nisan 2012 Cuma

Küçüksu Kasrı


İşlerin yoğunluğundan geçen haftasonu yaptıklarımızı yeni haftasonu gelirken yazabiliyorum.



 Küçüksu Kasrı'nın yan tarafında, adeta denizin içindeki bir balkonda kahvaltı yapabiliyorsunuz. Üstelik menü de hiç fena sayılmaz. Maslak Kasrından sonra bize güzel geldi :)


Manzara şahane. Hava da serindi. Bunalmadan ferah ferah kahvaltı yapabildik.


Sonra da müze olan kasrı gezdik. Sultan Abdulmecid tarafından yaptırıldığını, kalmak için yaptırılmadığından içinde yatak odası olmadığını sadece istirahat edilebildiğini daha sonra Dolmabahçe'ye geçildiğini öğrendik. Cumhuriyet dönemide Atatürk ve sanırım Celal Bayar tarafından da kullanılmış.

12 Nisan 2012 Perşembe

Garipçe


Çoook sıcaktı. Yanımıza şapka almayınca inşaat içlerinin formülü imdaada yetişti.



Hızını alamayıp bir iki defa denize girse de bir kaza olmadan günü tamamladık.

Çok kalabalıktı. Ya sabah çok erken ya da öğlene doğru 12-1 gibi gidilmeli.
En son iki sene önce gitmiştik Garipçe'ye. Her popüler olan yer gibi bozulduğunu gördük. Kahvaltısı da daha lezzetliydi.



Manzara çok güzel.
Leyleklerin göç mevsimi. Leyleği havada görmek için bulunmaz fırsat. Ve biz gördüüük...


Deniz kenarı kirli de olsa, plajda kahvaltı yapmak çok eğlenceli. Uzaklara doğru bakınca sorun yok. Oralarda deniz temiz ya da gözümüz keskin değil.

9 Nisan 2012 Pazartesi

İstanbul'da Lale Devri..




İstanbul'da Lale Devri başladı. Lalenin İstanbul'daki en önemli adresi Emirgan.



Nisan sonuna kadar süreceğe benziyor, zira açmamış da çok lale vardı. Sanırım en güzel önümüzdeki haftasonu olacak.



Tabi kalabalığı da hesaba katıp evden erken çıkmak gerek.
Cumartesi gittik herhalde pazar daha da kalabalık olmuştur. Haftasonu sıcaklığı yaz sıcağında nasıl kavrulduğumuzu hatırlattı. Ve bu yaz için korkuttu.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...