2 Nisan 2012 Pazartesi

Bir Haftasonu



Önce hayatının ilk pamuk şekerini yedi. (Biz çocukken pamuk helva derdik. Oğlumsa "pamuk helva değil tahin helva" diyor :) )



Sonra da yuvarlandı.

Tabi daha öncesinde saatlerce parkta oynamıştı. Sonra kuşları kovalamıştı. Dedesinden: "Mustafa Kemal gibi kargaları kovalıyor" yorumunu almıştı. Eee hemşehri oluyorlar olacak o kadar :)



Pazar günü yağmurdan önce Florya'yı değerlendirdik.

Haftaya Allah kerim...

28 Mart 2012 Çarşamba

Etçi, Otçu, Sucu ve Yatıcı


Dün akşam oğlum uykulu uykulu hayvanlarıyla oynamak istedi.

Kendi kendine oynarken etçileri (etçilleri) ayırmış, otçuları da (kediler de otçul!!).
Hayvanların kutusu ise çekiç ağızlı köpek balığının havuzu. Onun hakkında konuşurken ben acele edip o da "etçil annecim" dedim.
"Hem etçi hem sucu" dedi. "Su içiyo hüp hüp." dedi :))

Ayakları genellikle bozuk olduğu için devrilmiş zürafasını göstererek, "Annecim zürafan yıkılmış" dedim.
"O yatıcı" dedi :)

24 Mart 2012 Cumartesi

Ve tatil biter


Minnakla birlikte olmak çok güzeldi. (Minnak diyorum ama o artık koca bir adam :P Fotoğrafsa 2010'un ağustosuna ait.)
Hiç de sıkılmadım.

Çalışmasam mı diyorum gene ara ara.
Bu mu kolay o mu?
Kolay olan mı seçilmeli yoksa boşu boşuna zora mı talip olunmalı!?

Çok da işime yaramayan iş hayatı yerine işime yarayacak işler yapabileceğim ev hayatına geçiş yapasım geliyor bazı bazı. Üstelik Ömerim bu kadar tatlıyken, kartlaşmamışken..

Niye bu koşturmaca...

Daha dingin ve daha huzurlu olmak mümkün mü maaşlı işimi bırakırsam?
Yoksa bugünümü arar mıyım diye korkuyorum..

Bu konu daha çook su götürür. Allah en doğruyu nasip etsin.

Bu hafta aldığım acı haberle hayatın ne kadar boş olduğunu yeniden unutacağımı bile bile hissettim. Haberi tahmin edersiniz..

Ateş mi.. Onu da tahmin edersiniz..

Bizim aklımızın bir köşesinde ve içimiz buruk ve gözümüz buğulu olsa da ateşin düştüğü yerde akıldan hiç çıkmıyor, içler bir daha eskisi gibi olamayacak ve gözlerdeki yaş kurumuyor.

Allahım sabır ver...
En zoru bu işte, evlat acısı!!

20 Mart 2012 Salı

Ehli Keyf

Bizim bakıcıya yıllık izin verince benim de iş yerinden izin almam gerekti. Malum bıdığa bakmak lazım..

Bakıcı diyorum ama bilen var bilmeyen var; kendisi annem olur :)

Memleketini özledi kadıncağız. Memleketi ve içindekiler de onu özlemişti. İyi gelecek iki tarafa da inşallah..

Oğluşumla evde vakit geçirmek çok güzel. Bir süre böyle kalabilirim.

Ne yapıyoruz; sabahın köründe kalkıyoruz. Babamıza kahvaltı hazırlayıp biz de onla yapmaya çalışıyoruz. Kahvaltıdan sonra oyun, kurabiye, yemek yapıyoruz. Sonra dışarı çıkıyoruz. Öğlen erkenden uyuyoruz. Aslında havalar çok güzel, daha çok dışarda kalabiliriz ama 2 haftadır geçmeyen öksürük sebebiyle çekiniyorum. Terler soğur daha kötü olur diye...

Bugün o uyuyunca keyif yapayım dedim. Yıllar var ki adam gibi TV izleyemiyorum. Çok da lazım değil ama, eski günlerin hatrına hasret gidermek istedim. Yemeğimi TV karşısında yedim. Sonra türk kahvesi yapıp geçtim karşısına.

Bu arada oğlum da uyandı. Eh buna da şükür. Arkası yarın deyip kapattık.

Ev hanımı olmak ne güzel!!!

15 Mart 2012 Perşembe

İş kıran şirin Fetih'e gidebildi..


Geç hafta içi eşimle planlı programlı iş kırma eylemi gerçekleştirdik. Mazeret izinlerimiz var canım!

Ve soluğu sinemada aldık.

Forum İstanbul'un sinemasına gittik ve koltuklarının hiç de rahat olmadığını buraya not edeyim ki daha sonra sinema tercihlerimde hatırlatıcı olsun.

Film genel olarak güzeldi bence.

Ama insan, çağ açıp çağ kapayan 'Fetih' böyle mi anlatılır demeden edemiyor.

Ulubatlı "Kutlu asker" olmak için değil de sevgilisinin öcünü almak için burca sancağı dikiyor sanki. Şehid olurken kızla bakışıyor. Hadi bakışsın ama o son hamleyle sancağı dikme sahnesinde "Ya Allah!" demesini bekliyorsun.

Filmde İstanbul'un manevi Fatih'i olan Akşemseddin öyle komik bir tip ki! Sanki komedi filminin setinden yanlışlıkla Fetih sahnesine girmiş gibi.
Akşemseddin'i kaynaklar köse olarak söylüyor bu filmde bembeyaz sakallı bir dede. (Gerçi o dönemi tasvir eden resimlerde de filmdeki gibi gür sakallı biri olarak çizilmiş. Ama keşke film aslındakini canlandırsaymış.)

Hele bir "Yetiş ya fakih Ahmet!" hadisesi var ki ayrı bir yazı konusu, dahi film konusudur. Fetih filmde yer alsa fevkalade olurdu.

Fatih atında ilerliyor Akşemseddin ardından koşuyor :) Halbuki biz şöyle biliyoruz; Fetihten sonra Bizans halkı sultana çiçekler hediyeler sunmak için bekleşiyorlar. Akşemseddin'i heybetli duruşu ve vakarı yüzünden sultan sanıp ona uzatıyorlar. Akşemseddin ise Fatih Sultan Mehmedi işaret ederek sultanın kendisi olmadığını söylüyor. Fatih ise "Sultan Mehmed benim fakat O benim hocamdır. Siz çiçekleri O'na verin." diyor.
Filmdeki gibi komik biri olsa hiç sultan sanılır mıydı? Ya da Fatih mürşidinin yanında atla gidiyor olsa Akşemseddin gene sultan sanılır mıydı!?

Fatih'in eşi pek tabi ki dekolteli:) Başka türlü saray tasavvur edemiyor bu filmciler sanırım.
Harem'de filan gezdiriyorlar bu kadınları hadi neyse de, sarayda başka erkeklerin yanında da bağrı bağırsağı açık geziyor hatun kişi.

Filme göre Fatih'e babası 2.Murat hiç sevgi göstermemiş. Yani sünnete uymayan bir baba imiş koca padişah!! Sizce böyle sevgisiz bir ortamda yetişen çocuk 'FATİH' olabilir mi!!?

Tüm bunlara rağmen izlemeye değer diye düşünüyorum. Daha iyilerine vesile olur inşallah. Şanlı tarihimizin her zerresinden nice kahramanlık hikayeleri, nice film senaryoları çıkar.

8 Mart 2012 Perşembe

Duygulandıysan arkana bak!!

Dün akşam oğlum yatak odasındaki 1 yaş fatografını göstererek "Bebek mi o?" diye sordu.

"Hayır annecim..Biraz küçüktün. Şimdi büyüdün.." filan derken gözümden yaşlar süzüldü. (hassas bir anımdı sanırım)

"Üzüldün mü" diye sordu.

"Hayır duygulandım" dedim.

Tuttu kafamı aksi tarafa çevirmeye başladı. "Arkana bak arkana" diyor.

"Niyeee"

Resime bakıp ağlamayayım diye...

28 Şubat 2012 Salı

Parti değil particik



Pazar sabah kahvaltıda buluştuk ve öğlen pasta kestik. Telaştan el değmeden süslerimizi filan fotograflayamadım. Ama sabah uyandığında uyku tulumuyla salona girip süslenmiş halini görünce oğlumun sevinç dolu gözleri hep aklımda kalacak. "Anne salona bak salonaa" dedi. O uyanmadan süslemeseydik daha süsleri asmadan bozacağı için erkenden tamamladık bu işi.


İki arkadaşı vardı oğlumun partisinde, biri kankası bir de ona kitaplar okuyan ablası. Onlara ayrı bir masa yaptım ama pek masayla ilgilenmediler. Biz rahat rahat kahvaltı yaparken onlar salonun altını üstüne getirmekle meşgul oldular.
Bir de 1 yaşındaki bebeğimiz vardı. Annesin kucağında.



Adam gibi fotograf çekemediğimiz için sonradan sinir olsam da haklı mazeretimiz vardı. Çocuklar delirmişti. Bir yandan onların peşinden koş bir yandan fotograf çek, pek olmadı.



Öğlen de Merhaba Pastanelerinden sipariş verdiğim fıstık çikolatalı pastamız geldi. Oğlum ve arkadaşları biz pastayı kesene kadar üzerindeki zerzevatı silip süpürdüler bile.



Bir daha evde parti yapmayalım diyorum. Bu sene de aslında bir yer tutmak istedim. Daha çok kişi davet etmek.. Sonra hiiiç içimden gelmedi. Hatta hiç kutlamayalım diye düşündüm. Ama üst üste gittiği doğum günlerinden sonra heveslendiği belliydi minik tavşanın.


Hediyelerini açtı. Kıyafetse hiç bakmadan yere bıraktı. Oyuncak değil ya, niye baksın!

En sonunda da çöpleri topladılar..

Çok alem bunlar..


24 Şubat 2012 Cuma

3. yaşındaki Pazarcı

Dün oğlum bu dünyadaki 3. yılını tamamladı.

Allah oğluma ve herkesin evladına sağlıklı, hayırlı, bereketli bir ömür versin.

İş yerinde uzun uzun yazamıyorum ama haftasonuna ufacık bir parti planlıyorum.

İşte ilk partimiz.

Bu oğlumun doğum haberini verdiğim yazı.

Bu da 1 yaşında iken yazdığım doğum hikayem.

Son olarak bu da 2. yaş günü yazım.





Neler yaptığını, bizi nasıl şaşırttığını, nelere ilgi duyduğunu, nasıl duygusal olduğunu yazmak istiyorum ama birtürlü zamanında başına geçemiyorum bu blogun...

En son haline dair bir fotograf koyup kaçıyorum.
Poşetlere arabalarını, kitaplarını doldurup pazarcı geldiii kitap alcak yok muuu diye dolaşıyor bisikletiyle evin içinde.
Biz doktor mu olcak mühendis mi olcak derken bizim oğlan pazarcı olacak sanırım :)))

6 Şubat 2012 Pazartesi

Pazar pazar Sultanahmet

Pazar sabah erkenden uyanınca dışarı çıkalım bari dedik.




Tıfılcan'ın uzun zamandır IKEA isteği vardı. Ee hadi gidelim dedik. Ama beyfendinin hazırlanıp çıkması oyun oynamaktan dolayı fazla uzun sürdüğü için her zaman ki gibi geç kaldık. Hava da öyle güzeldi ki iğrenç bir alışveriş merkezinde ziyan edilmemeliydi. Oğluşa "evde çok oyalanınca geç kaldık orda kahvaltı erken bitiyor. Hem hava da çok güzel açık hava bir yerlere gidelim." şeklinde bir izahat yapıp rotayı boğaza çevirdik.
Ortaköy - Bebek tarafına bir gidelim hele, bir yer buluruz diye düşünüyorduk kiii, Aksaray'da 'Sultanahmet' tabelasını görünce ani bir kararla kendimizi Sultanahmet'te bulduk.

Eşimin bildiği yeri uzun uzun aradık. Meğer o 'bildiği' yer kapanmış :) Bir yurt dışı seyahatinde ancak bu kadar yürünürdü. O heyecanı turistik bir yerde tattırmış oldu gene bize. Kendisinin yanlış yollara girdiğinde ya da toplu taşımada hatalı bir tercih yapması sonucu boşuboşuna yol yürüdüğümüzde söylediği gibi: "Bir şehri en iyi yürüyerek keşfedebilirsiniz.."

Dolana dolana meydandaki Fatih Belediyesinin sosyal tesisinin bir masasına yerleştik. Kesinlikle tavsiye ederim. Meydan ve cami manzarası.. daha ne olsun. Menüsü de gayet güzel. Fiyatları da iyi.



Hoplandı zıplandı.
Kediler, kuşlar kovalandı.
Duvarların tepesinden yüründü.
Sonunda bitap düşüldü ve dönüş yolunda babanın kucağında uyuyakalındı.



Pazar sabahı 11'de Sultanahmet çok daha güzelmiş. Tenha..

Geçen hafta ki yoğun kardan sonra bu haftasonunun bahar tanında geçmesi ne güzel geldi.

Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın...



2 Şubat 2012 Perşembe



Çok bekledik. Ama bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu.

Bu tarafa iş yeri servisleri bile çalışmadı. Ama olsun.. Elhamdülillah.... Çok güzel oldu.

Ekranlarda 'Beyaz Kabus' demiyorlar mı çok üzülüyorum. Kış ayında kar gelmesi ne normal. Evsizler için kış her zaman zor. Onları havanın iyi gününde düşünmüş olmak gerekiyor.
Trafik çile oluyor ama ne yapalım. Arabasıyla doğan paşalar bi zahmet çıkmazlarsa yola böyle olmayacak. Toplu taşıma diye birşey var.



Evet bizim servisler dün çıkamadılar. Biz de evden çıkamamış olduk. Dolayısıyla bir gün kafadan tatildik. Adam boyu kar olan yerler vardı. Hiç bu kadar yağdığını, biriktiğini görmemiştim.
Yol kenarındaki arabalar zor farkediliyordu, nerdeyse yolla bir olmuşlardı.

Eşim de gidemeyince işe tam şenlik oldu. Aile boyu karlara belendik :))



Perşembe için 'asıl kar yarın geliyor' dediler. Akşam pek heveslendim. Bir gün daha evdeyim diye ama gece kar mola vermiş, bütün yollar açılmıştı :)

Şaka bir yana karın tadını çıkardık ama kaymak nasip olmadı.
Çıkarken yanımıza poşet almayı unutmuşuz da :(
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...