26 Aralık 2011 Pazartesi




Geçen haftadan bir görüntü. Miniğim resim arkadaşıyla sanat başında..

21 Aralık 2011 Çarşamba

Mutfakta Biri mi var?


Benim minik zürafam bir su delisi.
Yaşıtlarının annelerinden duyduğuma göre hepsi su böyle. Bizim kinin balık burcu olması da işin katma değeri olabilir.
Su oynamaktan hiç sıkılmıyor. Ortalığı ıslatması ya da üstü ıslandığı halde oyundan vazgeçmemesi bizi sıkıyor o ayrı :)

Artık bu su oynama aşkını işe dönüştürmenin vakti geldi diye düşünüp akşam salata yaparken yeşillikleri, domatesleri Ömerciğe yıkatıyorum. Yıkıyor yıkıyor yıkıyor... İşi bitiyor ama su oynaması bitmiyor.

Babası gelene kadar oynaması konusunda anlaşıyoruz. Daha sonra yemek yiyeceğiz zira. Biraz mızıkçılık yapsa da bir şekilde ikna oluyor.

Yetiyor mu bu su faslı, hayır!!!

19 Aralık 2011 Pazartesi

Şafak Vakti


Bayramda iki şehir arasında yolculuk ederken otobüste izledik serinin ilk filmi olan Alacakaranlık'ı.

Bunun üzerine 3 hafta önce peş peşe Yeni Ay ve Tutulmayı da izleyip öncelikli derslerimizi tamamlamış olduk yani vizyondaki Şafak Vakti'ni izlemeye hazır hale geldik :)

Biz sevdik bu 4 filmi. Eleştirenler olsa da bence kurgusu da çekimi de çok iyi. Oyuncular da..
Baş roldeki Kristen Stewart çok güzel ama ben vampir kız Alice'e bayıldım.

Filmden önce Kristen Stewart ile Charlize Theron'un (işte güzel bu!) yeni bir filminin reklamı vardı. ''Snow White"!! Bence gidilmeli...


Şafak Vaktinin 2. bölümünü heyecanla bekliyoruz.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Maslak Kasırları

İşte Maslak Kasrı hakkındaki İlk yazım

Bu pazar kış boyu havanın belki son sıcak oluşudur diye düşünüp soluğu Maslak Kasrında aldık. Dışardaki salıncak masalarda oturup kahvaltı yaptık.



Çok basit bir kahvaltı. Hafif üşümeli.
Evden çıkarken makas ve kesmek için karton istemişti bizim tıfılcan. Çok iyi akıl etmiş. Epey oyalandı kahvaltı esnasında.

Sonra tereyağları reçelleri tek tek açtı. Daha sonra da yumurtaları soymaya yeltendi ama sıcak geldi :)

Kahvaltıdan sonra uzun uzun gezdik kasırların bahçesinde.
Haremlik kısmını da ziyaret ettik. Harem bölümünü gezmek için ekstra 2,5 lira ödüyorsunuz girişte.
Burası Sultan Abdulhamid'in veliahtlık dönemini geçirdiği kasır. Haremlik bölümü şimdi ki villaların yarısı kadar.



Selamlık bölümü yani veliahtın ofisi ise gene gayet düz. Camdan bir seraya açılıyor.

29 Kasım 2011 Salı

Sultan Kayığında Bir Cüce








İnternetteki fırsat sitelerinden almıştım 'Sultan Kayıkları' fırsatını.






Eylül ayında eşimin doğum gününde bir süpriz yaparım diye düşünmüştüm. Fakat şehir dışından misafirlerimiz gelince planlarım suya düştü.





22 Ekimde havanın güzel olacağını öğrenince hemen rezervasyonumu yaptırdım. Tabi bu sefer başbaşa olmayacaktık. Yanımızda minyatür insan da olacaktı. Oldu da.




Sultan Kayığında bir şehzade(!)








Haliç Kongre Merkezinin önünden kalktı ve bütün Haliç'i gezdirdi.





Fonda Klasik Türk Musikisi gayet hoştu.





Türk kahvesi ikramları da olsa bence güzel olurdu. Ot gibi boş boş gezdik işte :)

















Bizim şehzade tabi ki durmadı. Bir oraya bir buraya. Sultanın da olsa nihayetinde 'Kayık', yani tehlikeli. Neyse başımıza bir hal gelmeden indik kayıktan.



17 Kasım 2011 Perşembe

Çivili Tahta




Arkadaşımdan ödünç aldığımız çivili tahta ile çalışmamız 13.10.2011 tarihine ait.


İlk başta sevdi.


'Uzun takıcam'
'Kare oldu'
'Üçgen oldu'


gibi ilgi ibareleri kullandı fakat çok da uzun süre durmadı başında.



15 Kasım 2011 Salı

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi






Bayramdan önce gidebildik aslında çoktandır gitmek istiyordum fırsat bulamıyorduk. Baharın ilkinde gidilse daha güzel olacakken biz sonunda gittik. Tabi ki doğa, her mevsim güzel.









Senelerce oralarda yaşadım. O otobanı kullandım hiç girişini fark etmedim. Şaşılacak kadar şehrin göbeğinde. Otoban çevresini böyle değerlendirmek ne kadar güzel bir fikir. Ataşehirliler çok çok şanslı.









Otobandaki yoncayı altgeçit-üstgeçit yaparak birbirine bağlamışlar. Çok da iyi etmişler. Tek sorun otoban trafiğinin yoğun sesi. Öyle güzel bir alan ki sese de katlanıyor insan.














İçerde su dahi satılmıyor.




Biz kahvaltılıklarımızı alıp orada yaptık. Sonrasında Keşif Bahçesinde vakit geçirdik ve akabinde de Botanik Bahçesini keşfedebildiğimiz kadar keşfettik.




Tıbbi bitkiler de yetiştiriliyordu. Benim bildiğim otoban kenarlarında otların, sebzelerin yenmemesi gerektiği. Bu kadar yoğun trafiğin işlediği bir yerde nasıl oluyor da tıbbi bitki yetiştiriliyor anlayamadım. Bunu araştıracak da vaktimiz yoktu.








Hava biraz serin olsa da oğluş çok eğlendi.

11 Kasım 2011 Cuma

Bayramdan geldik..

Yazamadım işte.

Ne diyecektim...

Allahtan rahmet dileyecektim.


Faşistsiniz diycektim. Acı çeken varken 'Oh olsun' diyebiliyorsunuz diycektim.

Öbürlerine de faşistsiniz diycektim. Akın akın yardım gelirken biz-siz diyebiyorsunuz diycektim.

Elbette her musibetten alınacak ders var diycektim.

İşte diycektim, herşeye rağmen kardeşiz biz diycektim.

Diyemedim. Değmez dedim.




İnşallah bundan sonra değer.


--------------------------------------



Bayramı da atlattık. Biraz hasta olsuk. Öksük ve hapşuruk olduk. Soğan suyu içiyor bıdığım.




Annane babanne evlerini fethetti geldi. Her cümlesinde aşık etti kendine. Bol bol çikolata yedi. Çok çok şımardı.


Böyle böyle bir bayram da geçti gitti. Daha nice bayramlara hep birlikte, sağlıkla inşallah.




Annecim yıllık izin kullandığı için ben de işte değil evdeyim oğlumla.


Böyle hastayken nasıl annesini istiyor insan. Allah eksik etmesin.



Hasta da olsam, hasta olan bebeğimin annesi olarak mercimek çorbam hazır uyansın karşılıklı içeceğiz :))





Sevgiler..

22 Ekim 2011 Cumartesi

Yeter!!

Oğlumun doğumdan az önce başladım blog tutmaya.


Onunla değişen hayatımızın notunu tutmaktı amacım.


Ama hayatımızı etkilen sadece gezme tozma, yeme içme değil ki.


Gündemdeki bir seçim de bir suikast de terörist bir saldırı da not düşülmesi, unutulmaması gerekenlerden.





Çarşambayı da unutmayalım istiyorum. PKK'yı 40 senedir unutmaya çalışıyoruz sanki.


Koca Türk devleti, şanlı Türk ordusu 40 sene 3-5 çapulcuyla baş edemedi. İnanın ben bunu yazmaya utanıyorum. Gücü elinde olanların halini düşünemiyorum. Evet 3-5 çapulcu ama arkasında şu devlet var şu güç var vesaire... Ne olursa olsun ordumuzun gücüne güvenim tam. İstenilseydi 40 sene değil 40 ay bile sürmezdi bu hainlerin icabına bakılması.


Demiyorum ki açılım filan olmasın. Bu 10 yıllık mesele olsaydı "yüz verdik astarını istiyorlar" derdik belki. Fakat 40 yıllık mesele. Öncesinde görülmek istenmeyen bir ırk var ortada. Ezilme de hor görme de var belki daha ilerisi de var. Hiç birşey sebepsiz değil elbet. Ama ne olursa olsun hiç birşey de vatan hainliğine sebep değil. Bu adamlar gerçekten Kürt halkın haklarını savunsalardı doğunun gelişmesini insanlarının daha iyi şartlarda yaşayabilmesini isterlerdi. Yıllarca insanlar doğuya gidemedi. Mesela Antalya kadar turisttik olsun isterlerdi. Gibi gibi gibi..





Evet zulm görülmüştür, evet Diyarbakır ceza evi PKK'lıları yetiştirmiştir türlü işkencelerle. Fakat ülkem değişiyor. Bu değişim en çok da Kürtlere yarıyor görünüyor. Kürt kardeşim de bir çok şeyin farkında fakat hala nasıl oylarını veriyor anlayabilmiş değilim.





Olan ana kuzularına oluyor. Bari pisipisine ölmeseler bari operasyon yapılıyor da çarpışarak ölüyor olsalar.


Bu son olsun, 24 şehidimiz vesile olsun da kökü kazınsın bu canilerin. Ve artık piyon gibi "gelin vurun, bizim burda ölsünler diye ana kucağından baba ocağından kopardığımız yiğitlerimiz var" şeklinde karakollarda bekletilmesinler. Parası mı yok bu devletin o bölgedeki karakolları kale gibi yapmaya. Eğer yoksa söyleyin...


24 değil 24000 can veririz yeter ki güvenelim..
Verilen canlar yeter dedik, ama terörist anlamadıysa anlayacağı dili de kullanacak tabi ki asker.





Ve şehitlerimize:


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!


Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.



Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,


Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.





Allah millete sabır ve basiret versin.

10 Ekim 2011 Pazartesi

MutfakPark



Eskiden bu bölümde baharatlarımız, tuz, şeker, çay-kahve, vs. bulunuyordu. Ne zaman ki bizim minik emeklerken bu dolabı açmaya başladı, biz de herşeyi üst raflara kaldırdık. Bir ara kendi tencere tavasını koyduğu oldu. Geçen günse katlı otopark halini almış gördük, ben akşam yemeğini hazırlarken.
İyi fikir..







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...