
Geçen haftadan bir görüntü. Miniğim resim arkadaşıyla sanat başında..
Santa Teresa eski evlerin olduğu tarihi bir semt. Portekiz sosyetesi Brezilya'ya ilk geldiğinde buraya yerleşmiş. Tramvaydan inip sokaklara dalmak isterdim. Hem çocukla gözümüz yemediği için hem de istasyondan hareket ettikten sonra tramvaya binen yolculara yer kalmaması ve yeni yolcuların tramvaya tutunarak yollarına devam etmeleri sebebiyle cesaret edip de tramvaydan inemedik. Carioca metro istasyonuna kadar yürüyüp metroyla otelimize döndük. Akşam yemeğimiz olan soğan çorbası ve makarnayı otelde yedik. Sonra çıkıp marketten muz, su filan aldık.
Ertesi güne tam olarak ne yapacağımızı bilmeden başladık. Tujica Ormanını listemizden çıkartmıştık. Tropikal adalara gitmeyi planlıyorduk. Resipsiyondan her sabah 7'de kalkan tur olduğunu öğrendik. Gece 21'de otelde olunuyormuş. Bütün gün sürecek bu gezi hiç de cazip gelmedi. Bilgilenmiş bir vaziyette Copacabana sahilinden Ipanema istikametinde yürümeye başladık. Copacabana kumsalı o kadar güzeldi ki mayolarımızı unuttuğuma birkez daha hayıflandım. (Daha önce söylemiş miydim mayoları almayı unutmuşum!!!) Kumsaldan memlekete dönerken biraz kum getirmeyi planladım. İrmik gibi şahane kumu vardı Copacabana'nın.
Bir de gündüz gözüyle İsa heykelini görelim, artık neresi nedir biliyorken bir daha izleyelim Rio'yu diye düşünüp tekrar Corcovado tepesinin yolunu tuttuk. Cog Train istasyonunda bir adam yanımıza geldi. Meşhur mücevher firması H. Stern'in bir görevlisiymiş elimize birer kağıt tutuşturdu. Bir de kolye ucu hediye etti. Müzeyi ücretsiz gezip daha sonra yine ücretsiz olarak otelimize kadar bırakacaklarını söyledi.
Yukarda manzara yine müthişti. Allah'tan şansımıza iki sefer çıktık ikisinde de sis yoktu. Pırıl pırıl bir hava vardı. Hem gece hem gündüz. Sis olduğu zaman sisin geçmesi saatleri bulabiliyormuş. Hafif bir sis olsa sonra kaybolsa güzel olur aslında.
Aşağıya inmeden önce bir tanıtım standından Botofago Shopping'in broşürünü aldık. Nasıl gideceğimizi öğrendik. Aşağı inince 584 numaralı otobüse bindik.Biraz acele edip erken indik aslında otobüs tam önünde duruyormuş. Bu arada iyice huysuzlanan minik sincap babasının kucağında uyuya kaldı. Alışveriş merkezini geze geze en üst katına çıktık. Ve buradan şahane Pao de Açucar manzarasına karşı pizza yiyebileceğimiz Tiramisu'nun balkonuna oturduk.
Sonra Starbucks molası verdik. Vitrinde bordo bir elbise gördüm ve bir deneyeyim dedim. Bu Brezilya'lı hatunların vücut yapısı bize uymadığı için pek şans vermedim kendime. Ama sonunda Brezilya hatırası bir elbisem oldu :)))
Botofago Shopping'den Ipanema'ya giden bir otobüse bindik. Jardim Alah civarında indik. Allah'ın bahçesi demişler ne alakaysa pek bi numarası olmayan, Brezilya için çok sönük olan bu bahçeye. Ipanema'dan Copacabana'ya doğru yürüdük. Buranın kumsalı Copacabana kadar güzel değilmiş gibi geldi, ya da akşam oldu :)
Yürümekten vazgeçip taksiyle otele gidip az bir istirahatin ardından Copacabana sahiline indik. Sahil boyu hediyelik eşya satıcılarının kurduğu tezgahları gezdik. Eşimin yanına az para alması sebebiyle pek bir şey alamadım. Halbuki güzel takılar vardı. Brezilya yarı değerli taşların bolca bulunduğu bir ülke. Neyse biraz kavga edip meyve suyu (Sahilde bolca suco'cu var. Yeşil hindistan cevizlerine pipet takıp satıyorlar. Ben de onu hayırlı bir şey zannettim, alakası yok) ve kek atıştırması yapıp otele döndük :))
Ertesi gün kahvaltının ardından yine plaja gittik. Plajda sürekli seyyar satıcılar dolanıyor. Kimi copacabana'nın simgesi olan kaldırımların desenlerinin olduğu pareolardan satıyor kimi çocuklara kova-kazma seti satıyor kimi de başka şeyler. Biz de kuma oturmak için kullanmak üzere o pareolardan edindik. Ömercik de aldığımız kovaya kum doldurup kafasından aşağıya boşaltarak vakit geçirdi. Biraz denize soktuk, nasıl sevdi. Çok dalgalı olmasına rağmen tutmasak atlayacak çılgın sulara.
Odamıza gidip üst-baş değişikliği ardından tekrar dışarı çıktık. Otobüsle Rio Sul'e (bir başka alışveriş merkezi) gittik. Ömercik babasının kucağında uyurken biz de herzamanki gibi pizzamızı yedik :))) (Bu artık bir klasik) Fazla gezmeden eşimi türlü numaralarla ikna edip Centro'ya giden bir otobüse atladık.
Son günümüzün sabahı Copacabana'dan güneşin doğuşunu seyretmek için erken kaltık güya ama güneş bizden daha aceleci çıktı. Son günümüzü yine Copacabana ve Ipanema yollarında dolaşarak geçirdik. Sörfçüleri izledik. Bir gün doyasıya yüzebilecek teknik donanıma sahip bir vaziyette bu plajlara gelebilmeyi umarak ayrıldık bu kumsallardan. Sonra da odamızdan eşyalarımızı alıp havaalanına gittik. Rio'dan Sao Paulo'ya döndüğümüz uçakta oğluşum tüm seyahatte yapmadığı kadar huysuzluk yaptı. O 1 saatlik yolu işkenceye çevirdi. Neyse ki 1 saatti... Sao Paulo'da havaalanında gayet rahattı o eziyeti yapan bir başkasıydı sanki. Türkiye'ye dönüş uçağımız gece geç saatte olunca uçakta uzunca bir süre uyudu.
Başımıza bir hal gelmeden, oğlumuz bir kaza geçirmeden yurda dönmenin verdiği huzurla yeni tatil planları yapmaya başlamıştık havaalanından evimize gelirken.
Hiç de anlatıldığı gibi tehlikeli gelmedi Brezilya bize. Türkiye'deki gibi davranmak yeterli zannedersem. Ben saat ve alyans dahi götürmemiş tim yanımda bence gereksiz bu kadarı. Ya da bize kötü bir olay rastlamadı. Gene de temkinli olup tamamak da fayda var belki de. Çocukla uzun yol çok mesele değil. Bizim ki en kısa yolda yaptı yapacağını. Tabi ki çocukla gezmek ama çocukla hayat zaten hiç bir zaman çok kolay değil ki. Allah sağlık versin de ne yapalım.. Gezelim :))
Çok ayrıntılı Brezilya gezi notlarım burada son buluyor. Siz de bizimle gezmiş kadar olmuşsunuzdur herhalde.