Eski, ama yakın bir arkadaşımla konuştum geçen hafta.
29 haftalık doğan oğlu 71 gün küvezde kalmış ama daha fazla yaşayamamış.
Ne diyeceğimi bilemedim.
"Allah sabır versin, başka acı vermesin. Gene bebeklerin olur inşallah... Benim annem de ilk bebeğini doğumda kaybetmiş, bak bana eşşek kadar oldum" dedim.
Dedim ama hepsi boş...
"Allah belki bana gene bebek verir o zaman acım belki hafifler ama asla yok olmaz. Ben çocuk özlemi çekmiyorum tek bir çocuğun özlemini oğlumun özlemini çekiyorum. Düşünsene ben 2,5 ay hergün onu görmeye gittim. Uyurken nasıldı, ağzı nasıldı, yüzü nasıldı, nasıl ağlardı hepsini biliyorum. Şimdi acımla başa çıkmaya, hayata tutunmaya çalışıyorum. Allah'tan gelene boynumuz kıldan ince, ne kadar içim yansa da isyan etmeden sabretmeye çalışıyorum." diyor.
Canım benim...
Neşelidir benim arkadaşım. Ama şimdi ağlamaktan doğru dürüst konuşamadı. Bunların bir kısmını facebook'a yazmış.
Lise arkadaşım. Hatta biz liseye ilkokuldan sonra girdiğimiz için 11 yaşından beri arkadaşım.
Ne günlerimiz vardı.
Ne hayaller..
Duygusaldır benim arkadaşım ama bir o kadar da kahkahalı. Güzel yazar, güzel söyler..
Şimdi ise acılı, konuşamıyor.
Canım..
Allah ona sabır versin,
Allah kimseye evlat acısı vermesin.
16 Kasım 2009 Pazartesi
8 Kasım 2009 Pazar
Ne gündü ama!!
- Günlerden cumartesidir.
- Sabah uykusunun en tatlı olduğu gündür.
- Haftanın yorgunluğunu almak bu güne nasip olmalıdır.
- Fekat! Heyhat, kader ağlarını örmeye başlamıştır.
- Sabah oğlişkom erkenden çok erkenden bizi uyandırır.
- Zatı alileri evebeynlerinin yatağına alınır belki, kim bilir, bir miktar da burada uyurlar da anneciği ve babası da tam açılmamış gözlerini uykunun sıcak kollarına geri bırakıverirler diye ümit edilir.
- Ancak uğraşlar sonuç vermez sarı kafa pür enerjili bir sabah modundadır.
- Madem uyuyamıyoruz kalkalım da kayınbiraderi yoldan alıp organik pazara gidelim kahvaltımızı da orda yapalım diye hızlıca bir eylem planı hazırlanır.
- Giyinilir, kuşanılır.
- Ve çıkılır.
- Arabanın anahtarının kilidi açan düğmesine basılır.
- "Aaa niye açmadı ki bu. Dur bir de benim anahtarımla deneyeyim. Aaaa bu da açmıyor. " denilir.
- Eski usulle anahtarı kilide sokup arabanın kapısı açılır.
- Sorun ne ki diye düşünülürken arabanın da çalışmadığı fark edilir.
- Meğer en son arabanın kullanıldığı gün iç lambanın açık bırakıldığı bu sebeple de akünün şarjının bittiği fark edilir.
- Yuhlar tühler vahlar çekildikten sonra şimdi ne yapacağız moduna geçilir.
- Servis aranır ancak en yakın servisin 1 saat kadar sonra anca gelebileceği öğrenilince komşunun arabasından şarj etmeye karar verilir.
- Komşu sabah sabah yataktan kaldırılır.
- Kimsede şarj kablosu olmadığı için yakındaki benzinlikten şarj kablosu alınır.
- Geri dönüp akü şarj edilir.
- Nihayet düşülür yollara.
- Az gidilir uz gidilir nihayet Beşiktaş'tan kayınço alınır.
- Cümbür cemaat Feriköy pazarına gidilir.
- Kalabalığa şaşılır, "aaaa" denilir. Ama arabayı gene de pazarın önündeki boş alanda park edecek bir yer bulunur.
- Sonra açlıktan ölmeden kahvaltı edelim diye gözlemeci teyzelere koşulur.
- O çook güzel börekten kalmadığı öğrenilir. Poğaçalardan alınır, gözleme sırasına isim yazdırılır masalardan biri boşalınca oturulur.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Beklenir.
- Çok beklenir.
- Nihayet otlu peynirli gözlemeler gelir. Ve afiyetle yenir.
- Boğazlar meselesi halledilince sıra alışverişe gelmiştir. Pırasa, soğan, patates, mandalina, elma, taze fasulye filan filan alınır. Uzun uzun gezilir.
- Aaaa bal kabağını unuttuk denip bal kabağı da alınır.
- Sıcaktan bayılmış olarak arabaya dönülür.
- "Ulan o ne!!!"
- !!!
- "Bizim arabanın camının yerlerde ne işi var" denir.
- GPS'i çalmak için camı patlatan manyakların arka koltuktaki sırt çantasına uzanıp hatun kişinin cüzdanını ve telefonlarını almayışına şükredilir.
- Sigorta şirketi aranır.
- Camcıya telefon edilir.
- Maslak oto sanayisine gidilir.
- Cam taktırılır.
- Uslu uslu eve dönülür.
Camı patlatıp da içerden birşeyler çalma en çok zengin muhitlerde yapılıyor. Mesela Bağdat Cd.
Sakın sakın görünür bir yerlerde birşeyler bırakıp arabadan ayrılmamak gerekiyor. Bizim için çok uyduruk birşeye bile tenezzül edip günümüzü berbat edebiliyorlar.
GPS'imiz bizim için uyduruk değildi gerçi :) Ucuz bir şey almıştık. Ama seviyorduk Sementa'yı :) Ne tatlı konuşuyordu.
Hey gidi Sementa, özliycez seni.
5 Kasım 2009 Perşembe
Enerji
Minik sincap tutunmaya başladı.
Sehpaya tutunuyor ve hoop parmak uçlarında..
Nasıl da yürümek istiyor..
Ama daha çok erken. Biraz yan gelip yatmanın keyfini çıkarsana be çocuk..
Yatağının kenasına tutunup kalkıyor. Yorulunca da güüm diye düşüyor yatağına.
Kabloları nasıl kapatacağımı bilemiyorum.
Konuşma meselesi ise aynı, bütün enerjisini bedensel aktivitelere vermiş durumda, zihinseller beklesin :) 'Annei' 'bababa' 'abla' (ablası kim bu çocuğun) bunları duyuyoruz zatı muhteremden.
Ben 6 aylıkken askerdeki babamla konuştuğumuz telefonu gösterip 'alo baba' diyormuşum. 8-9 aylık komuşumuza ismiyle hitap eiyormuşum 'Hacer Hacer' diye. Gene o vakitler otobüsteki 4-5 yaşındaki çocuğa 'çocuk' diye biliyormuşum. Bizimkinin hiç o taraklarda bezi yok. Varsa yoksa etrafı keşfetsin. Kolonlara, kablolara saldırsın. Annesinin kolyesini koparmaya çalışsın.
5 aylık gibi başlamıştı 'anne' 'babababa' 'dedede' demeye. Bizim oğlan erken konuşcak diyordum kendi kendime ama alakası yok :) O zamanlar bir bebek mağazasında alışveriş yaparken bizimki bıcır bıcır birşeyler söylüyordu. 3-4 ay daha büyük bir bebeğn babası bizimkinin kaç aylık olduğunu öğrenince "aaa bunun dili erken çözülmüş" dedi.
Geçen gün bunu anneme anlattım. "işte o adamın nazarı deymiştir" dedi :) Olabilir tabi de bence onun değil benim nazarım deydi :)
Neyse nasıl olsa konuşur, erken konuşunca madalya vermiyorlar. Hem erkekler daha geç konuşuyor dimi.
Geçen gün yeni komşularımı ağırladım. Hepisi çok şeker insanlar. Hoş sohbet ve şakacılar, tam benlik :)
Gene içlerinden çok sevdiğim bir komuşum oğlumu resmen yedi. Yenmiycek gibi değil velet biliyorum :) ama şu domuz gribi meselesi bu kadar ayyuka çıkmışken ne gerek var o kadar sevmeye. Bir de bu hanım bir ilköğretimde öğretmenlik yapıyor. En tehlikeli iş. Nasıl içim gidiyor o kucağımdan aldıkça. Birşey de diyemedim. Ama bir daha bu durum olursa söyliycem "bu kadar sevme bebeğimi" :)
Evet neticede olacaksa olur Allah korusun ama biz tedbirimizi alalım dimi...
Düşününce bile içim kötü oluyor. Zaten yaş ufaldıkça daha tehlikeli olduğu söyleniyor. Biz koca kadınlarız. Bizlere de bulaşmasın ama bulaşırsa atlatırız Allahın izniyle ama o minicik daha.
Allah'ım bütün bebekleri sen koru...
Sehpaya tutunuyor ve hoop parmak uçlarında..
Nasıl da yürümek istiyor..
Ama daha çok erken. Biraz yan gelip yatmanın keyfini çıkarsana be çocuk..
Yatağının kenasına tutunup kalkıyor. Yorulunca da güüm diye düşüyor yatağına.
Kabloları nasıl kapatacağımı bilemiyorum.
Konuşma meselesi ise aynı, bütün enerjisini bedensel aktivitelere vermiş durumda, zihinseller beklesin :) 'Annei' 'bababa' 'abla' (ablası kim bu çocuğun) bunları duyuyoruz zatı muhteremden.
Ben 6 aylıkken askerdeki babamla konuştuğumuz telefonu gösterip 'alo baba' diyormuşum. 8-9 aylık komuşumuza ismiyle hitap eiyormuşum 'Hacer Hacer' diye. Gene o vakitler otobüsteki 4-5 yaşındaki çocuğa 'çocuk' diye biliyormuşum. Bizimkinin hiç o taraklarda bezi yok. Varsa yoksa etrafı keşfetsin. Kolonlara, kablolara saldırsın. Annesinin kolyesini koparmaya çalışsın.
5 aylık gibi başlamıştı 'anne' 'babababa' 'dedede' demeye. Bizim oğlan erken konuşcak diyordum kendi kendime ama alakası yok :) O zamanlar bir bebek mağazasında alışveriş yaparken bizimki bıcır bıcır birşeyler söylüyordu. 3-4 ay daha büyük bir bebeğn babası bizimkinin kaç aylık olduğunu öğrenince "aaa bunun dili erken çözülmüş" dedi.
Geçen gün bunu anneme anlattım. "işte o adamın nazarı deymiştir" dedi :) Olabilir tabi de bence onun değil benim nazarım deydi :)
Neyse nasıl olsa konuşur, erken konuşunca madalya vermiyorlar. Hem erkekler daha geç konuşuyor dimi.
------------------------------------------------------------------
Geçen gün yeni komşularımı ağırladım. Hepisi çok şeker insanlar. Hoş sohbet ve şakacılar, tam benlik :)
Gene içlerinden çok sevdiğim bir komuşum oğlumu resmen yedi. Yenmiycek gibi değil velet biliyorum :) ama şu domuz gribi meselesi bu kadar ayyuka çıkmışken ne gerek var o kadar sevmeye. Bir de bu hanım bir ilköğretimde öğretmenlik yapıyor. En tehlikeli iş. Nasıl içim gidiyor o kucağımdan aldıkça. Birşey de diyemedim. Ama bir daha bu durum olursa söyliycem "bu kadar sevme bebeğimi" :)
Evet neticede olacaksa olur Allah korusun ama biz tedbirimizi alalım dimi...
Düşününce bile içim kötü oluyor. Zaten yaş ufaldıkça daha tehlikeli olduğu söyleniyor. Biz koca kadınlarız. Bizlere de bulaşmasın ama bulaşırsa atlatırız Allahın izniyle ama o minicik daha.
Allah'ım bütün bebekleri sen koru...
28 Ekim 2009 Çarşamba
Çökelekli omlet
Geçenlerde Kastamonu pazarından almıştık çökelek.
Omlete koyunca çok nefis oluyor.
Bir de geçenlerde arkadaşlarımıza hazırladığımız kahvaltı sofrası var.
Mönüde kol böreği, organik pazardan aldığımız börek ve poğaça, haşhaşlı çörek (peksimet), sadrazam lokumu, tahinli kurabiye, lokumlu kurabiye ve resimde olmayan fırında mücver ve sucuklu omlet vardı. Sofradaki en obur bendim tabi ki!!!
Resimleri bilgisayara az evvel yükledim. Baktım çok iç açıcı görünüyorlar buraya da ekliyim dedim...
İşin kötüsü gecenin 23'ünde karnım acıktı.
26 Ekim 2009 Pazartesi
İlk ayrılık

Dün gece ilk kez kendi odasında uyudu.
Onun keyfi yerindeydi ama benim hiç değildi.
Böyle içim burkuldu, aklım onda kaldı. Garip bir haleti ruhiye içine girdim. İfade edemiyorum şimdi.
İlk doğduğu zamanlar gece biz yatana kadar hep yanımızda kalırdı. Götürüp yatağına yatırmazdım. Ya koltukta ya babasının omzunda uyurdu. Biz yatarken o da yatağına yatardı. İki aylık filan olduğunda babası artık akşam yerinde uyuması gerektiğini söyleyip de bizden önce yatağa yatmaya başladığında da benzer bir ruh hali yaşamıştım. Bu çok garip... O zaman hep yanımda olsun istiyordum heran onu görmek. Aslında belki de normaldi. 9 ay içiçe yaşadıktan sonra birden ayrılamıyor insan.
Ama dün gece ki biraz daha derin bir histi. Ne oldu anlamadım...
Basbaya yatağa girince ağladım ötesi var mı.. Eşim de "Allah allah! Sanki askere gönderdin oğlanı" demez mi :)
Aynı yatakta yatmıyorduk ama her istediğimde bakabiliyordum. Şimdi iki metre daha uzağımda:) Evet düşünce çok komik ama işte öyle hissettim.
Büyüyor...
Ve sanırım ben de..
25 Ekim 2009 Pazar
Son günler
Minik sincabın önce alttaki sonra da üst dişleri çıktı.
Ve sanırım şu sıralar başka dişler patlayacak geceleri sıksık uyanıyor.
Gündüzleri de keyifli değil sanki eskisi kadar.
Geçen gün hafif ateşlendi. Gene dişe yorduk. Burnu da hafif tıkalı acaba uyanmalar bundan mı diye de düşünüyoruz.
Ahh bir konuştuğu derdinin ne olduğunu anlatabileceği günler gelse...
Dün sabah kahvaltıda ilkkez mıhlama yedi. Arada canımız çektiğinde Rumeli Hisarının yanındaki hisar kafeye gidiyoruz. Mıhlamasını da çok beğeniyoruz. Gene sabah kalkıp üşenmeden gittik. Ve bu sefer minik sıpaya da minik lokmacıklar halinde verdim. Dişlerini de kullanmayı öğreniyor ya, yiyebildi maşallah.
Emeklemiyor hala. Ama bir asker gibi son sürat sürünüyor. Bayramdan önce başladı sürünmeye. Artık salon sınırlarında durmuyor koridora ordan mutfağa doğru yol alıyor komik surat.
Artık ufak yatağının cibinliğini rahat bırakmıyor. Sabah uyandıysa ve biz onu yatağında bıraktıysak bir yerinden yakalıyor cibinliği. Sonra cibinliği taşıyan mekanizma yavaş yavaş yatağa doğru eğilmeye başlıyor. Korkuyorum üzerine düşürecek diye.
Babası solucanın artık kendi odasında uyuyabileceğini söylüyor. Bakalım bugün yarın ayıracak gibiyiz. Ama odası da hemen karşı kapımız. Aslında hep bizimle kalabilir ama iki kelime konuşurken uyanıyor. Ya da bazen ayak sesimden bile uyanabiliyor. Odasında daha rahat eder diye tamin ediyorum. Benim için gece uyandığında ne kadar rahat olur odasına gitmek bilmiyorum. Ama deneyeceğiz. Açlık dışında uyandığında babası gidecek, anlaştık :)
Sabahları uyandığında "günaydın annecim" diyorum. O da bana "annei" diye cevap veriyor. Ne kadar bilinçli şüpheliyim :)
5 aylıkken başlamıştı "anne" demeye sonra "babababa" ve daha sonra "dedde"
Sonra bayramdan bir hafta kadar önce ne oldu bilmiyorum minik sıpa sustu. Sadece son ses çığlıklar.. Kendi nazarım deydi galiba :)
Şimdilerde biraz biraz başladı lakırdanmaya tekrardan.
Geceleri 2 saatte bir uyanmaktan başka derdimiz yok çok şükür.....
Ve sanırım şu sıralar başka dişler patlayacak geceleri sıksık uyanıyor.
Gündüzleri de keyifli değil sanki eskisi kadar.
Geçen gün hafif ateşlendi. Gene dişe yorduk. Burnu da hafif tıkalı acaba uyanmalar bundan mı diye de düşünüyoruz.
Ahh bir konuştuğu derdinin ne olduğunu anlatabileceği günler gelse...
Dün sabah kahvaltıda ilkkez mıhlama yedi. Arada canımız çektiğinde Rumeli Hisarının yanındaki hisar kafeye gidiyoruz. Mıhlamasını da çok beğeniyoruz. Gene sabah kalkıp üşenmeden gittik. Ve bu sefer minik sıpaya da minik lokmacıklar halinde verdim. Dişlerini de kullanmayı öğreniyor ya, yiyebildi maşallah.
Emeklemiyor hala. Ama bir asker gibi son sürat sürünüyor. Bayramdan önce başladı sürünmeye. Artık salon sınırlarında durmuyor koridora ordan mutfağa doğru yol alıyor komik surat.
Artık ufak yatağının cibinliğini rahat bırakmıyor. Sabah uyandıysa ve biz onu yatağında bıraktıysak bir yerinden yakalıyor cibinliği. Sonra cibinliği taşıyan mekanizma yavaş yavaş yatağa doğru eğilmeye başlıyor. Korkuyorum üzerine düşürecek diye.
Babası solucanın artık kendi odasında uyuyabileceğini söylüyor. Bakalım bugün yarın ayıracak gibiyiz. Ama odası da hemen karşı kapımız. Aslında hep bizimle kalabilir ama iki kelime konuşurken uyanıyor. Ya da bazen ayak sesimden bile uyanabiliyor. Odasında daha rahat eder diye tamin ediyorum. Benim için gece uyandığında ne kadar rahat olur odasına gitmek bilmiyorum. Ama deneyeceğiz. Açlık dışında uyandığında babası gidecek, anlaştık :)
Sabahları uyandığında "günaydın annecim" diyorum. O da bana "annei" diye cevap veriyor. Ne kadar bilinçli şüpheliyim :)
5 aylıkken başlamıştı "anne" demeye sonra "babababa" ve daha sonra "dedde"
Sonra bayramdan bir hafta kadar önce ne oldu bilmiyorum minik sıpa sustu. Sadece son ses çığlıklar.. Kendi nazarım deydi galiba :)
Şimdilerde biraz biraz başladı lakırdanmaya tekrardan.
Geceleri 2 saatte bir uyanmaktan başka derdimiz yok çok şükür.....
20 Ekim 2009 Salı
Evdeyim
Son zamanlarda genel olarak evime düşmüş durumdayım.
Yemek yapıyorum.
Misafir ağırlıyorum.
Ağırlamam gereken misafirlerin listesini çıkarıyor, sırayla davet ediyorum. İşe dönmeden önce gelmek isteyen herkesi ağırlamak istiyorum.
Evde yapılacaklar için eylem planı çıkarıyorum.
Yarın akşam sedirlerimizin montajı yapılacak bakalım inşallah gönlümüze göre bir odamız olur. Orda bol bol kitaplar okur, hoş sohbetler ederiz.
Böyle bir evcimen oldum ki sormayın.
Geziyorum canım arada o kadar da değil :)
Eşimin iş arkadaşlarıyla bowling oynamaya gittik. Kabiliyetsizin önde gideni olarak ben sonuncu oldum. Eşimse yetenek abidesi olduğu için birinci oldu (gıcık! :) )
İkimizin ortalamasını alırsak normal bir oyun çıkar yani ne diyim, "biz elmanın iki yarısı gibiyiz" ya da "birbirini tamamlayan mükemmel bir çiftiz" :P
Oğluma işe döneceğimi annanesiyle gündüzleri oynayacağını sonra akşam olup benim geleceğimi anlatıyorum. Anlıyordur bence.
İnternetten dizi isliyorum. "Ezel"
Fena değil.
Kocam akşamları dizi izletmiyor ben de gündüzleri internetten izliyorum :))
Böyle böyle günler birbirini kovalıyor.
Şimdi kalkıp kereviz pişirmem gerekiyor.
Portakal da yok evde. Mandalina ve limon koyayım diyorum. Bakalım nasıl olacak.
Sevgiler.
Yemek yapıyorum.
Misafir ağırlıyorum.
Ağırlamam gereken misafirlerin listesini çıkarıyor, sırayla davet ediyorum. İşe dönmeden önce gelmek isteyen herkesi ağırlamak istiyorum.
Evde yapılacaklar için eylem planı çıkarıyorum.
Yarın akşam sedirlerimizin montajı yapılacak bakalım inşallah gönlümüze göre bir odamız olur. Orda bol bol kitaplar okur, hoş sohbetler ederiz.
Böyle bir evcimen oldum ki sormayın.
Geziyorum canım arada o kadar da değil :)
Eşimin iş arkadaşlarıyla bowling oynamaya gittik. Kabiliyetsizin önde gideni olarak ben sonuncu oldum. Eşimse yetenek abidesi olduğu için birinci oldu (gıcık! :) )
İkimizin ortalamasını alırsak normal bir oyun çıkar yani ne diyim, "biz elmanın iki yarısı gibiyiz" ya da "birbirini tamamlayan mükemmel bir çiftiz" :P
Oğluma işe döneceğimi annanesiyle gündüzleri oynayacağını sonra akşam olup benim geleceğimi anlatıyorum. Anlıyordur bence.
İnternetten dizi isliyorum. "Ezel"
Fena değil.
Kocam akşamları dizi izletmiyor ben de gündüzleri internetten izliyorum :))
Böyle böyle günler birbirini kovalıyor.
Şimdi kalkıp kereviz pişirmem gerekiyor.
Portakal da yok evde. Mandalina ve limon koyayım diyorum. Bakalım nasıl olacak.
Sevgiler.
11 Ekim 2009 Pazar
Beyond Borders

Dün gece biraz aşk filmi izleyelim dedik.
Daha önce almış olduğumuz filmler arasında en aşklı olandı "Sınırların Ötesinde".
Üff çok üzüldüm. Ne aşkı!!!, ağladım gene, utandım insanlığımdan, yaşayışımdan.
Angelina Jolie ve Clive Owen oynuyor.
Konusu şöyle:
Angelina Jolie'nin canlandırdığı karakter Londra'da yaşayan bir Amerika'lı. Ve o zamanların conconlarından biriyle evli. (Adam da tam ingiliz tipli) Diğer London conconlarıyla bir yardım balosunda baloyu zenci bir çocukla basan idealist bir doktorla (Clive Owen) karşılaşır ve bu doktordan çok etkilenir. Ve Afrika'ya doktorun çalıştığı kampa yardım götürür.
Afrika'daki insanların görüntüleri içler acısıydı. Angelina ablam da zayıflıkta afrikalılardan kalır değildi ya neyse..
Daha sonra kamboçya'da buluşuyorlar, gene üzücü insan manzaraları. Bu sefer açlık değil savaş ve vahşet..
En sonunda Çeçenistan'da buluşuyor aşıklar. Burda müslümanlara da ... atmasalar olmazmış. Çeçenler'i topraklarını ve halkını savunanlar olarak değil de teröristler gibi göstermişler.
Genel olarak güzel bir filmdi.
İzlemeyenlere duyrulur..
Dünya'nın bir yerlerinde insanlar açlıktan, bakımsızlıktan, bulaşıcı hastalıklardan ölüyor.
Bizlerse "ay bu haftasonu açık büfe kahvaltımı nerde yapsam, bu sene süet çizme çok moda ben de alayım, chanel gözlükler indirime girmiş" modunda hayatımızı sürdürüyoruz.
Tamam herkes böyle değil ama yeteri kadar duyarlı olduğumuzu da zannetmiyorum.
Yardım toplamak çok basit iş. Bizim için çok az olan meblağlarla Afrika'da binlerce insanın hayatı kurtulur. Mühim olan yardımların oralara ulaştırılması. Zira iç savaş yardımların doğru yerlere ulaşmasına engel.
Bu iş de ancak devlet eliyle olur.
İç savaşı çıkaranlar da gene batılılar. Bir de utanmadan bunların filmlerini çekiyorlar.
Bu filmde Amerikalılar iyilik meleği yapılmış. Ne melek ama!!!!
Amerika'ya da Amerikalılara da gıcığım.. Çok sinirlendim daha yazamıycam :)
8 Ekim 2009 Perşembe
Baş ağrısı
Tatilin son günlerinden beri ara ara artan bir baş ağrısı durumu yaşıyorum.
Bazen dayanılmaz oluyor. Kafamı duvarlara vurasım geliyor. Minoset içiyorum sadece hafifliyor. Sonra aynen devam.
Şimdi iyiceyim. İnşallah bugün ağrımaz.
Oğlumsa burun akıntısının yanı sıra öksürmeye de başladı.
Şurubunu püskürtüyor, içmiyor.
Adaçayı yaptım, pekmezle tatlandırdım. Onu da içmedi.
Ne yapacağız bilmiyorum.
Dua bekliyorum.
Bazen dayanılmaz oluyor. Kafamı duvarlara vurasım geliyor. Minoset içiyorum sadece hafifliyor. Sonra aynen devam.
Şimdi iyiceyim. İnşallah bugün ağrımaz.
Oğlumsa burun akıntısının yanı sıra öksürmeye de başladı.
Şurubunu püskürtüyor, içmiyor.
Adaçayı yaptım, pekmezle tatlandırdım. Onu da içmedi.
Ne yapacağız bilmiyorum.
Dua bekliyorum.
5 Ekim 2009 Pazartesi
Güzel şeyler çabuk biter

Bayram bitti..
Tatil bitti..
Yaz bitti..
Depresona girmedim tabi ki ama ömür de bitecek ya bir gün, ona canım sıkkın :)
Uzun uzun yollar tepip kilometreleri geride bıraktık ve kürkçü dükkanına geri döndük.
Sıcacıktı Antalya.
Bunaltmayan tatlı bir sıcaklık.
Yazın gidenler oraların sıcağına nasıl dayanırlar bilmem. En güzel zamanı hazirana kadar ya da eylülden sonra.
Deniz de güzeldi.
Balıklarla beraber yüzdüğünü bilmek de çok güzel. Renk renk balıklar..
Benim sarı böcek sarı kumlarda çılgınca oynadı. Bıraksak yiyecek kumları bir güzel.
Tatilde sürekli ilgi, sürekli gezme, sürekli bir hareket çok fena alıştı tek başıma evde nasıl baş edeceğim bilmem.
Düzeni bozulacak filan diye de hiç takmadım. Yavrucak nerde uyudu nerde uyandı hiç önemli değil. Tatilin tadını kaçırmaya değmez. Eve dönünce zor da olsa gene alışır dedik. Kah pusette kah babasının omzunda uydu. Dedesi bol bol kucağında gezdirdi. E ben bebek olsam ben de ararım bunları. Ama kaldı gene İstanbul'da anacığının zalim ellerine :)
Ben de bol bol kucaklıyorum ama tek başına ne kadar olabilir ki. En zoru da evde çok sıkılacak. Günde bir kere filan dışarı çıkmak kesmez herhalde. Ama buna da alışacak artık ne yapalım.
İnşallah herkes ailesiyle dilediğince tatiller yapsın, hayatımız tatlı bir tatil formatında geçsin. Amin :)
Tatil güzel geçti ya sonrası??
Tatil güzel geçti ya sonrası??
Cumartesi gecesi eve bir geldik ki sular akmıyor. Meğer benim akıllı kocam İski'ye gidip suyu üzerimize geçirmemiş.
Pazar günü erkenden çıktık suyu akan bir yerler bulmak ümidiyle. Önce kahvaltı yaptık sonra da attık kendimizi nadide bir alışveriş merkezine. Dışarda da nasıl yağmur yağıyor Allahım!! Gel de Antalya'yı arama.
Sanırım kalabalık alışveriş merkezinde kaptı birşeyler benim oğlan. Gece iki saatte bir ağlaya ağlaya uyandı. Burnu tıkanıyor. Biz açıyoruz rahatlayıp uyuyor. Sonra gene..
Şimdi salya sümük vaziyetinde.
Bu sabah erkenden İski'ye ordan elektiriğe ordan da doktorumuza gittik. Üst solunum yollarındaymış problem. Geçecek inşallah...
İşte böyle benden havadisler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)