28 Şubat 2012 Salı

Parti değil particik



Pazar sabah kahvaltıda buluştuk ve öğlen pasta kestik. Telaştan el değmeden süslerimizi filan fotograflayamadım. Ama sabah uyandığında uyku tulumuyla salona girip süslenmiş halini görünce oğlumun sevinç dolu gözleri hep aklımda kalacak. "Anne salona bak salonaa" dedi. O uyanmadan süslemeseydik daha süsleri asmadan bozacağı için erkenden tamamladık bu işi.


İki arkadaşı vardı oğlumun partisinde, biri kankası bir de ona kitaplar okuyan ablası. Onlara ayrı bir masa yaptım ama pek masayla ilgilenmediler. Biz rahat rahat kahvaltı yaparken onlar salonun altını üstüne getirmekle meşgul oldular.
Bir de 1 yaşındaki bebeğimiz vardı. Annesin kucağında.



Adam gibi fotograf çekemediğimiz için sonradan sinir olsam da haklı mazeretimiz vardı. Çocuklar delirmişti. Bir yandan onların peşinden koş bir yandan fotograf çek, pek olmadı.



Öğlen de Merhaba Pastanelerinden sipariş verdiğim fıstık çikolatalı pastamız geldi. Oğlum ve arkadaşları biz pastayı kesene kadar üzerindeki zerzevatı silip süpürdüler bile.



Bir daha evde parti yapmayalım diyorum. Bu sene de aslında bir yer tutmak istedim. Daha çok kişi davet etmek.. Sonra hiiiç içimden gelmedi. Hatta hiç kutlamayalım diye düşündüm. Ama üst üste gittiği doğum günlerinden sonra heveslendiği belliydi minik tavşanın.


Hediyelerini açtı. Kıyafetse hiç bakmadan yere bıraktı. Oyuncak değil ya, niye baksın!

En sonunda da çöpleri topladılar..

Çok alem bunlar..


24 Şubat 2012 Cuma

3. yaşındaki Pazarcı

Dün oğlum bu dünyadaki 3. yılını tamamladı.

Allah oğluma ve herkesin evladına sağlıklı, hayırlı, bereketli bir ömür versin.

İş yerinde uzun uzun yazamıyorum ama haftasonuna ufacık bir parti planlıyorum.

İşte ilk partimiz.

Bu oğlumun doğum haberini verdiğim yazı.

Bu da 1 yaşında iken yazdığım doğum hikayem.

Son olarak bu da 2. yaş günü yazım.





Neler yaptığını, bizi nasıl şaşırttığını, nelere ilgi duyduğunu, nasıl duygusal olduğunu yazmak istiyorum ama birtürlü zamanında başına geçemiyorum bu blogun...

En son haline dair bir fotograf koyup kaçıyorum.
Poşetlere arabalarını, kitaplarını doldurup pazarcı geldiii kitap alcak yok muuu diye dolaşıyor bisikletiyle evin içinde.
Biz doktor mu olcak mühendis mi olcak derken bizim oğlan pazarcı olacak sanırım :)))

6 Şubat 2012 Pazartesi

Pazar pazar Sultanahmet

Pazar sabah erkenden uyanınca dışarı çıkalım bari dedik.




Tıfılcan'ın uzun zamandır IKEA isteği vardı. Ee hadi gidelim dedik. Ama beyfendinin hazırlanıp çıkması oyun oynamaktan dolayı fazla uzun sürdüğü için her zaman ki gibi geç kaldık. Hava da öyle güzeldi ki iğrenç bir alışveriş merkezinde ziyan edilmemeliydi. Oğluşa "evde çok oyalanınca geç kaldık orda kahvaltı erken bitiyor. Hem hava da çok güzel açık hava bir yerlere gidelim." şeklinde bir izahat yapıp rotayı boğaza çevirdik.
Ortaköy - Bebek tarafına bir gidelim hele, bir yer buluruz diye düşünüyorduk kiii, Aksaray'da 'Sultanahmet' tabelasını görünce ani bir kararla kendimizi Sultanahmet'te bulduk.

Eşimin bildiği yeri uzun uzun aradık. Meğer o 'bildiği' yer kapanmış :) Bir yurt dışı seyahatinde ancak bu kadar yürünürdü. O heyecanı turistik bir yerde tattırmış oldu gene bize. Kendisinin yanlış yollara girdiğinde ya da toplu taşımada hatalı bir tercih yapması sonucu boşuboşuna yol yürüdüğümüzde söylediği gibi: "Bir şehri en iyi yürüyerek keşfedebilirsiniz.."

Dolana dolana meydandaki Fatih Belediyesinin sosyal tesisinin bir masasına yerleştik. Kesinlikle tavsiye ederim. Meydan ve cami manzarası.. daha ne olsun. Menüsü de gayet güzel. Fiyatları da iyi.



Hoplandı zıplandı.
Kediler, kuşlar kovalandı.
Duvarların tepesinden yüründü.
Sonunda bitap düşüldü ve dönüş yolunda babanın kucağında uyuyakalındı.



Pazar sabahı 11'de Sultanahmet çok daha güzelmiş. Tenha..

Geçen hafta ki yoğun kardan sonra bu haftasonunun bahar tanında geçmesi ne güzel geldi.

Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın...



2 Şubat 2012 Perşembe



Çok bekledik. Ama bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu.

Bu tarafa iş yeri servisleri bile çalışmadı. Ama olsun.. Elhamdülillah.... Çok güzel oldu.

Ekranlarda 'Beyaz Kabus' demiyorlar mı çok üzülüyorum. Kış ayında kar gelmesi ne normal. Evsizler için kış her zaman zor. Onları havanın iyi gününde düşünmüş olmak gerekiyor.
Trafik çile oluyor ama ne yapalım. Arabasıyla doğan paşalar bi zahmet çıkmazlarsa yola böyle olmayacak. Toplu taşıma diye birşey var.



Evet bizim servisler dün çıkamadılar. Biz de evden çıkamamış olduk. Dolayısıyla bir gün kafadan tatildik. Adam boyu kar olan yerler vardı. Hiç bu kadar yağdığını, biriktiğini görmemiştim.
Yol kenarındaki arabalar zor farkediliyordu, nerdeyse yolla bir olmuşlardı.

Eşim de gidemeyince işe tam şenlik oldu. Aile boyu karlara belendik :))



Perşembe için 'asıl kar yarın geliyor' dediler. Akşam pek heveslendim. Bir gün daha evdeyim diye ama gece kar mola vermiş, bütün yollar açılmıştı :)

Şaka bir yana karın tadını çıkardık ama kaymak nasip olmadı.
Çıkarken yanımıza poşet almayı unutmuşuz da :(

30 Ocak 2012 Pazartesi

Muffin Kalıbında Mücver


Son bir senedir sıkılıkla yaptığım ve buradaki tariflerim arasına girmeye hak kazandığını düşünüyorum.
Mücverin halini çok seviyorum.

Fırında mücveri hafif oluşundan dolayı tercih eder olmuştum. Daha önce yapmıştım da resmini buraya koymuştum.

Muffin Kalıbında Mücver ise sunumu ile diğerlerine fark attı. Bilhassa çocuklar iştahla yiyorlar. Tarifi nerden aldığımı hatırlamıyorum. Ama webde benzerlerini bulmak mümkün.


Malzemelerimiz şöyle:
  1. 500gr rendelenmiş yeşil kabak
  2. 1 tane ufak boy kuru soğan
  3. 2 yumurta
  4. 150 gr kadar labne peyniri (Tuzlu bir çeşit penir de ilave edilebilir)
  5. 1 su bardağı un
  6. 1 avuş doğranmış dereotu ya maydanoz
  7. 1/4 su bardağı zeytin yağı
  8. Tuz, karabiber ve istenen baharatlar
Bana göre mücverin püf noktası, kabakların sulanmasına fırsat vermeden karışımı hazırlayıp fırınlamak.

Fırın sıcak olmalı öncelikle fırını 180 dereceye getirelim.
Rendelenmiş kabakları rendelenmiş kuru soğan, yumurta, peynir, un, yeşillik, zeytin yağı ve baharatlarla iyice karıştırıp 2 tane 6'lı yağlanmış muffin kalıbına boşaltıyoruz.

Yarım saat kadar fırında bekletiyoruz. Ben genelde daha uzun bekletiyorum. İçi daha çok pişsin diye. 25 - 30 dakikadan sonra kontrollü birşekilde biraz daha pişirilebilir.


Afiyet olsun :)))

18 Ocak 2012 Çarşamba

2012'nin 2. Doğum Günü



Geçen sene doğdu Zeynep bebek.

Anne babası ilk doğum günü için çok özendiler.

Davet etmek istedikleri yakınları çok olunca, evleri çok geniş olmayınca evlerine yakın bir kafeyi ayarladılar. Çok da iyi ettiler.

Zeynep bebek benim en üniversiteden en yakın arkadaşlarımdan birinin kızı olur. Arkadaşımın akrabalarının da bir çoğuyla tanıştığım için hepsini görmek benim için de güzel oldu. En gördüğümde çocuk olanların delikanlı olduklarını görmek yaşlanmışlığın ispatı olsa da. Güzel bir gün geçirdik sayende minik Zeynep.

Benim abi oğlum da çok eğlendi. Hayatının ilk çuval yarışını 6 yaşındaki bir kıza karşı kaybetse de.
Boyama yaptı, hopladı zıpladı. Harmandalı oynadı. Horon tepti.
Çok efendiydi.



Artık nişanında anca böyle bir organizasyon yaparız dese de anne babası, annesinin o kadar süre bekleyemeyeceğini tahmin ediyorum :)


16 Ocak 2012 Pazartesi

O da 1 Seneyi devirdi



Geçen sene doğumuna katıldığım arkadaşımı hatırlarsınız belki. İşte o haber, tıktık
10 gün kadar önce kutladık 1. yaş gününü minik kızımızın.

Ne çabuk büyüyorlar demekten başka bir şey yapamıyoruz akıp giden zamana karşı.

Allah hepsini sağlıklı bir ömür versin.

6 Ocak 2012 Cuma

Çöp ama kıvırcık


Oğlumun en yakın -tabi ki dedesinden sonra- arkadaşının yaptığı Ömercik resmi.
Saçları özenle yapılmış :))))

2 Ocak 2012 Pazartesi

Tokyo

Aslında gideli çok oldu -yaklaşık bir yıl kadar- ama yazmış 'fekat' paylaşmayı unutmuş olduğumu fark edip 'heman' paylaşıyorum. Bu zaman zarfında uzak doğu mutfağını tadabileceğimiz mekanların çokça arttığı da gözümüzden kaçmadı. Eskiden böyle miydi ama, ara ki bulasın :P






Aman da "suşiyi de pek severim. İki gün de bir yemezsem rahat edemem." diyemeyeceğim.

Güzel bir şey ama ben hamsi tavayı tercih ederim :)

Tokyo Restaurant Taksim'de çok hoş bir Japon restaurantı. Japon mutfağını denemek için iyi bir yer sanırım. Sahiplerinin aynı zamanda turizm şirketi de varmış. Japonya'dan Türkiye'ye getiriyorlar yemeklerini de İstanbul'da iken burada yediriyorlar Japonlara :) Bir rivayete göre 1700 küsur liraya tekabül eden bir miktara uçak dahil Japonya'dan geliyorlarmış. Türkiye'yi Ürgüp-Göreme'si filan dahil gezip tozup evlerine dönüyorlarmış.



Sumashi Jiru diye bir çorbaları var. Yediklerim arasında birtek bunu beğenmedim. Resmen yosun yiyorsunuz.




Sushi olarak Edo istedik. Soya sosuna bandırınca(!) oldukça lezzetli oluyor.




Yakisoba dedikleri makarnalarından aldık. Bu da iyiydi ama benim favorim Gyouza dedikleri Japon mantısı idi ki Japonya'ya gidersem ne yiyeceğime şimdiden karar vermiş bulunuyorum.




Tereyağlı mercimek çorbası, zeytin yağlı yaprak sarması vs. tabi ki çok daha lezzetli -tartışmasız- ama sıksık olmasa da değişik tadları denemekte fayda var. Tokyo restaurant bence çok pahalı. Bir sonra ki suşimi sanırım Japonya'da yerim :)




Ne diyim, Rabbim sushiyi yerinde yemeyi de nasip etsin :))


-Zemzem içerken yapılan bir duaydı ama buraya uydu-

26 Aralık 2011 Pazartesi




Geçen haftadan bir görüntü. Miniğim resim arkadaşıyla sanat başında..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...