5 Ağustos 2009 Çarşamba

"Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz."

Yeni evimizde TV izleyemiyoruz. Çok karlı gösteriyor (hatta göstermiyor) zira. Bir haftasonu evde oturursak baktıracağız inşallah..


Biz de birkaç gecedir minik sıpayı yatırdıktan sonra aylar önce aldığımız filmleri teker teker izlemeye başladık. (Lost sezonu başlayana kadar böyle idare edeceğiz)


İlk önce Australia sonra The Code dün akşam da Devrim Arabaları.
.

Australia

Lady Sarah Ashley rolündeki Nicole Kidman çok güzeldi. Bilhassa Lady Ashley'nin kıyafetlerine bayıldım. Bir de Nullah rolündeki küçük oyuncu tatlıydı. Filmin gerisi boş. Çook uzun sürdü, bitese de yatsak diye düşündüm hep. Geç bitti, geç yattık olan uykuma oldu.




The Code / Thick as Thieves

Morgan Freeman ve Antonio Banderas oynuyor. Güzel bir hırsız polis filmi. Ekstra bir orjinalliği olmasa da sıkıcı değil en azından. Her suç filminde olduğu gibi süpriz bir finalle bitiyor. "Kim kimdi, kimin eli kimin cebinde" düşündürüyor.




Devrim Arabaları

İçlerinde en çok konuşmaya değer olanı bu film. Filmin ilgi çeken yanı konusu. 23 mühendisin büyük fedakârlık ve azimle gecelerini gündüzlerine katarak, herkesin başaramazlar dediklerini başarıp 130 günde 2 tane Türk Malı otomobili yapmalarını anlatıyor.

Bizdeki eziklik duygusunu nasıl da güzel ifade etmiş. "Toplu iğne yapamazken otomobil nasıl yaparız" diyor halk.

Bir de bizim komplekslerimiz fark ediliyor filmde. Şöyleki Devrim projesinin fikir babası olan Necmettin Erbakan'ın adı bir kere bile geçmiyor filmde. Adam yeşil diye filme yeşil renk bulaşır diye adının geçmediğini düşünüyorum filmde. Eğer dönem filmi yapıyorsan bazı şeyleri kırparak vermemelisin.

Bir gazete haberi şöyle:
"... Devrim adı verilen otomobilin seri olarak imalinin mümkün olup olamayacağı hakkında dün Teknik Üniversitesi Motorler kürsüsü Docenti Necmettin Erbakan'ın malumatına muracaat ettik. / Devlet Baskanı Gürsel'in yakından tanıdığı ve Türk otomobilini gerçekleştirecek çalışmaları sebebi ile kendisine geniş itimat besledigi hatta bu vazifeyi bir devlet bakanlığı payesinde yürütmesini arzu ettiği Erbakan şunları söyledi: / “Eskişehir Cer Atölyesinin uç
ay insan üstü gayret sarfederek meydana getirdiği iki otomobil, iki özellik taşımaktadır. Birincisi, bizde otomobil yapılamaz diyenlere güzel bir cevaptır. İkincisi, bu işi yapacaklara cesaret vermiştir. Fakat otomobil, Teknik Üniversitesi Motorler Enstitüsüne sorulmadan yapılmıştır. Üzerinde çalısan arkadasların otomobil ihtisası yoktur. Cer Atolyesi 1946'da uç dizel motor yapmış, fakat asıl işi Devlet Demiryollarına hizmet olduğundan seri imalata geçememişti. Eskişehir'deki hareket bizim davamız için atılmış adımdır. Üç ayda bir otomobil motoru imaline imkan yoktur. Teknik birçok hataları olduğunu kabul etmek lazımdır. Zira otomobil süt sağma makinesi veya dikis makinesi degil, can makinesidir. Emniyet ister. Bizim on aydır üzerinde çalıştığımız dava başkadır.
Biz binanin maketini yaparak övünmek yerine aslını meydana getirmek gayretinde idik. Aslı dediğim şey seri imalattır. Eskişehir'de arkadaşların yapmaga muvaffak oldukları otomobili tetkik ettikten sonra bunun bizim planlarımıza göre seri şekilde imal edilip edilmeyecegini söyleyebilirim. Bu maksatla biliyorsunuz 9 firma oto sanayii icin birleşmeğe hazırdır. İlerideki iltihaklarla bu rakamın 36'ya yükselecegini tahmin ediyorum. Cer Atolyesi ilk adımı atmıştır. Şimdi iş memleket sanayiine bilhassa bunu yapmağa muktedir firmalara düşmektedir.” (Yeni Sabah, 31 Ekim 1961)"

Bir diğer mevzu, üç devlet adamının asılmasıyla kanlı bir şekilde sonlanan 27 mayıs darbesine devrim denmesi. "O devrime ses edemeyenler bu devrimden vurmaya çalışıyor" mış. Bana saçma geldi. Sen seçilmişleri at yassı adaya, 130 günde araba yapın diye talimat ver. Sonra da ikisine de "Devrim" de.

Hayır niye 130 gün. Adam gibi yapılsın bir sene sürsün.

Ayrıca Cemal Aga madem herkese rağmen bu projeye inanıyor ve destek çıkıyor niye sadece benzini bittiği için yolda kalan arabayı desteklemekten vazgeçiyor. 130 günde adamlar seri üretime hazır olmasa da o zamanın şartlarında tekerlekleri üzerinde ilerleyebilen %100 yerli bir otomobil yapmışlar daha ne.

Bu Cemal Aga'nın niyeti "uğraşsınlar yapılamayacağını görsünler böylece bu konu gündemimizden düşer. Daha sonra kendi otomobilimizi yapalım diyenlere de denedik olmadı deriz" miydi? Seçimle iş başına gelmiş, saçma sapan iddalarla yargılanan devlet adamlarını alel acele idam ettiren birinin iyi niyetli olacağına çok da inanmıyorum doğrusu.


Film bütün bunlara rağmen güzeldi. (Konu itibarıyla)


Filmden birkaç replik:
"Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz."
"Bizim en azından bir avantajımız var; hiç kimse yapabileceğimize inanmıyor"

Bilhassa gençlerin bu filmi izlemeleri gerekir diye düşünüyorum. (Aslında belki daha bir coşkuyla bitebilirdi film) Film bittiğinde "neden olmasın, evet yapabiliriz" diye düşünüyor insan.


Bizdeki yıllar yılı kökleşmiş yabancı hayranlığı ve özgüven eksikliğini bu gibi yapımlarla yıkabiliriz belki de. Şu Türkiye'de ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ'ın hayatı da filmleşse mesela. Kimler uçak üretimine çomak sokmuş gösterilse mesela.


Filmden sonra çeşitli yerlerden Nuri Demirağ'la ilgili yazılar okudum. (Gene geç yattım tabi o ayrı, tam yattığımda sarı sıpa uyanıp kaka yaptı. Hadiii! Besleyip altını değiştirdim, neyse ki uyumaya devam etti)

Nuri Demirağa dönecek olursam;
Adam iş hayatına bankacılıkla başlıyor. 1903 yılında Ziraat Bankası'na giriyor. (17 yaşında) Beni bir bankacının uçak yapmayı hayal etmesi etkiledi. Sonuçta hem yapıyor hem uçak siparişi alıyor.


Ona da “Doğru dürüst yürüyecek yol bile yapamadığımız halde, tayyareler yaparak semalarda yolcu taşıyacağımızı iddia etmek gülünç bir palavracılıktır” deniyor ama bu olumsuz sözleri kulak arkası edip işine bakıyor.


Sadece uçak üretmekle kalmıyor uçakları kullacak pilotların da türk olmaları gerektiğini düşünüp uçuş okulu yapıyor ve okuyan talebelere 150 lira aylık bağlıyor. Türk Hava Kurumu 12 tane uçak sipariş ediyor ancak havaalanı darlığı sebebiyle piste değil de bir tarlaya inebilen ve tamamen plotaj hatası olan ve pilotun ölümüyle sonuçlanan olayı bahane ederek THK uçak alımını iptal ediyor. Bunun üzerine yabancı ülkeler de siparişlerini iptal ediyorlar.
Demirağ cumhurbaşkanından genelkurmay başkanına ve başbakana kadar bütün makamlara mektup yazar ancak kimse sahip çıkmaz.


Ayrıca şurda yazanların not alınması gerekir diye buraya kopyalıyorum:

Nuri Demirağ, planlamış olduğu faaliyetlerini ve uğradığı haksızlığı dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye yazılı olarak rapor etti. İlk raporunu 29 kasım 1939'da, ikincisini 26 Ağustos 1940'da verdi. Her iki raporda da; o tarihe kadar yaptıkları tüm işleri anlattı. Genelkurmay Başkanı ve Hava Müsteşarı'nın desteğini aldığını, bazı Türk gençlerini mühendis olarak yetiştirmek maksadıyla yurt dışında okuttuğunu, nazariyatla pratiği birleştirdiğini, yaptığı tüm işlerin plan ve projelerini makamlarına sunduğunu, Divrik ile ilgili hazırladığı tüm plan ve projeleri, elektrik santralı ve baraj bölgelerinin krokilerini, yaptırmayı planladığı okulların fotoğraflarını, Hava Kurumu'nun 65 planörünü teslim ettiğini, kurum tarafından kabul edilmeyen 12 eğitim uçağı ile ilgili tüm gelişmeleri belgelerle anlattı ve yaptığı toplam masrafın 1,5 milyon lira olduğunu belirttikten sonra cümlesini şöyle bitirmiş. "Hoş karakterim buna müsait değil ama, bu parayla farzı-muhal 15-20 adet han - apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira gelir alarak istediğim gibi yaşardım fakat yapmadım." Olabilecek herşeyi tek tek sıralayarak konunun milli politika açısından önemini vurguladı ve isteklerini gayet mahçup bir şekilde duyurdu.

Filmde de dendiği gibi "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz."
Bu konuda daha çok yazılır.
Üniversitelerde sırf kıskançlıktan hocaları tarafından önleri kesilen gençleri mi ararsın, askeri projelerin bitimine yakın iptal edilmesini mi arasın, ne ararsan vardır bizim ülkede.

1 yorum:

Şule-Bilgebebek dedi ki...

bak şimdi ben de merak ettim şu devrim arabalarını

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...